21 Mayıs 1864, bir avuç toprağı dahi bulamadan kendilerine Karadeniz' in engin sularını mezarlık edinen bir halkın dramıdır.

Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Adigelerde Evlilik

Adigelerde Evlilik

Çerkesler başka milletlerden kız almaya ve başka milletlere kız vermeye fazla sıcak bakmazlar.
Çerkeslerin evlenme geleneklerinde "Yeplıxi kaşe, depleyi yet" yani "Aşağı bak al, yukarı bak ver" kaidesi esastır. Bu erkeğin kadın sayesinde değil, kadının erkek sayesinde refah görmesi anlamına gelir. Erkeğin mevki ve servetçe daha altta olan kızları eş seçmesini öngören bu kaide, Çerkeslerin kızlarına paye verme konusunda ne kadar hassas olduklarının göstergesi sayılır.


Evlenmenin yaşı

Çerkesler erken yaşlarda kız ve erkek çocuklarını evlendirmezler. Kızların biraz yaşlıca olmasını kusur değil, olgunluk göstergesi olarak kabul ederler. Çoğunlukla evlilik yaşı 25-30 arasıdır.
Çerkes kız ve delikanlıları eş seçimi hususunda gayet tabi ve pratik bir yol takip ederler.
Sevmek ve beğenmek gençlerin hakkı, vase (başlık) alıp vermek de ihtiyarların hak ve vazifesidir.

Eş seçme hakkı

Çerkes kız ve delikanlıları serbest hareket ettikleri için eş seçiminde fazla zorluk çekmezler.
Her kız civar yerleşim yerlerindeki bütün delikanlıları tanır. Sürekli olarak düğün, cemiyet, toplantılarda delikanlıları görme ve konuşma fırsatı bulabilirler. Bu toplantılarda birbirlerini beğenen gençler daha fazla konuşmaya çalışırlar ve evlenme niyetlerini açığa vururlar.


Gençler nelere dikkat ederler?

Delikanlılar özellikle kızların fiziki yapılarına dikkat ederler. Çelimsiz yada fazla kilolu kişileri beğenmezler. Çerkes kızları dik durmaya ve yürümeye dikkat ederler, kamburlarını çıkarmayı büyük kusur olarak kabul ederler. Bellerinin ince kalması vücutlarının dik durması için "şuktan" denilen özel korseler kullanırlar. Ne kadar asil ve zengin aileye mensup olursa olsun çelimsiz ve kabiliyetsiz bir kızı delikanlılar kabul etmezler. Kızın güzel elbise dikmek, ince ve zarif sırma işlemeleri yapmak hususundaki şöhreti delikanlıların rağbet göstermesine neden olur.
Kızlar da kendisine eş olacak delikanlıda seçkin vasıflar ararlar. Asalet ve servet gibi hususlar kıymet ifade etmekle beraber bir kız için erkek seçiminde bunlar yeterli değildir. Önce ahlâki üstünlüğe dikkat eden kızlar, ciddiyet, istikamet, cesaret sahibi olmayan genci beğenmezler.
Kız evlenmeyi kabul ettiği delikanlıya parmağındaki yüzüğü çıkararak kabul nişanesi olmak üzere verir. Delikanlı da bu yadigarı itina ile muhafaza eder. Çerkes delikanlıları karşılık olarak kıza yüzük vermezler. Evlenme teklifinin kabul görmesi üzerine serbest görüşen, gülüp latifeler yapan kızla delikanlı arasında diğer milletlerde görülenin aksine derhal resmiyet başlar.


Çerkesler kızları için eskiden gayet yüksek vâse yani (başlık) alırlardı.
Eski Çerkeslerde vâse almaktan amaç kızlarına hürmet edildiğini ve değer verildiğini görmektir. Çünkü baba aldığı başlık değerinde bir hediyeyi ilk ziyaretinde kızına verirdi.
Çerkes kızları kendileri için asaletinden aşağı başlık verilmesini affedilmez bir hakaret telâkki ederlerdi. Gelini fazla üzmemek için damat tarafı da fedakârlık yapardı. Para, at, öküz, silah gibi şeyler başlık olarak verilirdi.
Başlık veremeyecek derecede fakir olanlara, soyunun servet sahipleri yardım etmek zorundaydı. Bu ihmal edilmeyecek bir ananedir. Delikanlının adet gereğince hakkı olan bu yardımı istemesi ayıp sayılmazdı. Bundan ötürü Çerkeslerde fakirlik evlenmeğe mani değildi.

Kız isteme

Kız erkeğin evlenme teklifine evet dediği andan itibaren gelini almak ve götürme merasimi başlar. Bu merasim iki şekilde oluyor. Birisi resmi şekilde kızı babasından istemek, vaseyi evvelce vererek her zamanki merasim ile gelini gündüz eve götürmektir. Bu usul daha ziyade uygun ve kibarlık telâkki edilir.
Kız babasından istenecek ise delikanlının amca, dayı gibi en yakın akrabasından biriyle bir Thamate (ihtiyar) biri elçi olarak gönderilir.
Fakat kız başka köyde ise babasının evinden başka bir eve misafir olmak ve kızı istemek hürmet icabıdır. Delikanlının babası asla bizzat kendisi istemez. Annenin kız beğenmeye gitmesi ise adet değildir. Ebeveyn için görmeden gelin sahibi olmak Çerkes1ere mahsustur. Fakat yüzünü görmediği bir kızı hayat arkadaşı olmak üzere bir gencin odasına sokmak gibi bir adet Çerkeslerde yoktur.
Gönderilen heyet müracaat edince baba kızla teklifsiz olan kadınlar vasıtasıyla fikrini sordurur ve aile efradının reylerine başvurur. Kızlar her vakit nezaketen işi babasının reyine bırakırlar. Ancak arkadaşlarından fikir ve arzusu öğrenilir. Kızın arzu ettiği delikanlı sınıf ve mevki itibarıyla kendisine uygun olduğu takdirde baba genellikle reddetmez. Bu suretle babanın muvafakatı alınınca ağırlık miktarının tayini için zaman kararlaştırılır.
Artık o günden itibaren kız babasından utanıp görünmemeğe başlar.

Gelin çıkarma

Gelini getirmek üzere teşkil edilen alaya delikanlı bütün akranını davet eder. Alaya kendisi dahil olamaz ise de genç kardeşleri, genç dayı ve amcaları alaya iştirak ederler. Gelini getirecek
araba ile delikanlının hemşiresi yahut akrabasından bir iki kız ve kadın ile hizmetçi kız gider.
Kız yakın köyden getirilecek ise alay sabah gidip akşama döner. Gelin ekseriyetle cuma, bazen de perşembe veya pazartesi akşamları eve getirilir.
Alayın şerefine o gece tertip olunan danslara gelini almağa gelen kızın bilhassa çok oynaması şart gibidir.
Gelin alayının hareket zamanı gelince bütün heyet gelinin çıkacağı kapı önünde at üstünde hazır bulunur. Delikanlının küçük kardeşi, yahut yakın akrabasından bir genç odaya girer. O dakikadan itibaren yeni gireceği aile ve kabileye karşı bir prenses tavrını almış olan gelinin koltuğuna girerek oturduğu yerden kaldırır. Gençlere mahsus bu merasime ihtiyarların karışmaması alışılan ve olgunluk sayıldığından gelinin yanında annesi ve babası değil yaşlı akrabası bile bulunmaz.
Gelinin geçeceği yol üzerinde zengin ve asil aileler kıymetli kumaş sererler. Ağır ağır gelini koltuğunda odanın kapısına doğru getiren genç devamlı surette etrafa para serper. Çerkeslerde güveyin koltuğa girmemesi, orada hazır bulunacak olan yaşlılara saygı gösterme fikrinden ileri gelir.

Llepe mafe vez si daxe

Gelin kapıdan çıkarken gelinle münasebeti olan ihtiyar bir kadın "Llepe mafe vez si daxe" yani "mesut adım atasın güzelim" der. Bu hitap üzerine sâadet yuvası olan baba evini terketmekte olan gelin, eski güzel hatıralarının düşüncesiyle hissettiği üzüntüyü tutamâz, gözyaşı dökerse de hissettirmemeğe çalışır. Gelin giderken anne ve babasının elini öpmez. Çünkü kendisini naz ve nimet içinde büyüten şefkatli ailesini başkası için terk edip gitmeyi hürmetsizlik ve ayıp saydığından o sırada onların yanına çıkmaktan utanır.
Başında duvak olduğu halde gelin kapıdan çıkarken hazır bulunanlar hürmeten silah atarak kendisini selâmlar. Gelin evden çıktıktan sonra alay silah atmağa devam eder ve şenlik içinde yola düşer. Gelin götürmeye mahsus milli marşlar hep bir ağızdan söylenir. Silah atışları ve at oyunları yol boyunca devam eder.
İşte böyle neşeli bir alayla gelin "Leghune" adı verilen gelin odasının kapısına getirilir. Bütün köy içinde sevinç nişanesi olarak derhal kurban kesilir. Gelini kapıda kız ve genç kadınlar beklerken bir taraftan da silahlar atılır.
Gelin odaya götürülür ve gelinin bugün için hazırlamış olduğu sırma işlemeli silahlık gibi şeyler alaya iştirak edenlere hediye edilir. Bütün heyet ve köy ahalisi tertip edilen ziyafette bulunarak yemek yerler.

Gelinlik yerine kurak ve şuktan

Çerkeslerde özel olarak gelinlik elbisesi yapmak adet değildir. Bu nedenle gelin kızlık elbisesi ile gelir. Bir çerkes kız için başındaki sırma taç, sırma şeritlerle donatılmış güzel kuraktan daha güzel bir şey yoktu. Zifaf gecesine kâdar bu elbiseyi giyer ve tam olarak temiz bir şekilde geldiğini gösterir. Çerkes kızlarının beli ince, vücudu dik tutmak için kullandıkları "şuktan" da taşınır. Şuktansız yani korsasız gelin olmak kız için ayıp sayılır ve onu çıkarmak güveyin hakkıdır.
Çerkeslerde yüz görümlüğü vesaire yoktur. Ancak gelin gelir gelmez kayın pederi servet derecesine göre at, damızlık hayvan hediye eder. Bununla beraber ne kayınpeder, ne de kayınvalide gelini göremez. Ertesi sabah gelin artık kızlara mahsus elbiselerini çıkarır ve kadın elbisesi giyer. Çıkardığı elbiseleri kocasının akrabasından olan kız ve kadınlara hediye ederek gençlik hayatına vedasını yapar.

Gelinin yeni evindeki konumu

Gelin bir esir, bir hizmetçi değil, tam bir şahsiyet ve istiklâl sahibi olarak geldiğini göstermek için gelin odasında bir prenses gibi oturur, ne dışarı çıkar, ne diker, ne de başka bir işe el sürer. Bilakis kendisine hizmet edilir. Sofrası ayağına gelir, yalnız kendisini görmeye gelenlerin ziyaretini kabul eder. Kocasının akrabası olan kadınlar gelini görmeye gelince etrafına un, yumurta, yağ ve şekerden yapılan hamur tatlısı Meterizz serperler. Onu kapışacak çocuklarda orada eksik olmaz. İlk zamanlarda gelin kocasının akrabasından olan yaşlı kadınların yanında oturmaz. Yemek yemez, hattâ konuşmaz. Ancak kendisine akran olanlarla sohbet eder. Yanına kocasının
akrabasından olanlar çocuk da olsa girdikçe hürmeten ayağa kalkar.
Gelin kayınpeder, kayınvalide, büyük kayınbirader, kocasının amcalarının ismini söyleyemez.
Kayınpeder ve kayınvalidesinin ismi söylendikçe hürmeten ayağa kalkar. Kayın pederine prens anlamında "Pşi" kayınvalidesine "Guaşe" yani prenses, kayınbiraderlerine "Pşiko-Prenszade", kızlarına "Pşibhb" der. Gelin kocasının ismini söyleyemez. Münasip ve hoş bir tabir kullanır, meselâ "Ceylân" der. Yahut aile ismiyle hitap eder.

Kız kaçırma

Ebeveynin kızını vermek istememesi üzerine çiftler, gece kaçmaya karar verirler. Bu halde delikanlı arkadaşlarını alarak gizlice kızın evine giderler. Muayyen saatte kız dışarı çıkınca ata bindirirler ve köyden uzaklaşırlar. Gelin götürmeye mahsus şarkı ve marşları söyleyerek, silah atarak delikanlının köyüne gelirler. Uyanan köy ahalisi de her taraftan silah atarak bu yeni misafiri selamlar. Kız delikanlının yakın akrabalarından biri tarafından at üzerinde götürülür. Güvey bizzat götürmez.

Adigelerde Misafir

Adigelerde Misafir

"Şöhret için keskin kılıç ve kırk sofra gerekir" der Çerkesler. Çerkes camiasında kabul görmenin bir yoludur misafirperverlik. Hizmette kusur asla affedilmez. Kafkasya'da her evin mutlaka bir misafir odası vardır ve sürekli olarak hizmete hazırdır.
Misafirperverlik bir kültürel yapının uzantısıdır. Çerkesler kendi aralarında geliştirdikleri saygı mefhumunu misafirlikte de aynen uygularlar. Mesela bir atlı, misafir olacağı eve hangi mesafede bineğinden ineceğini iyi bilir. Evin ta kapısına kadar atından inmeden gelenler sadece yaşlı, soylu ve thamadelerdir.
Diğerleri ev sahibi sayılırlar ve 30-40 metre uzakta attan inerler. Attan süratle inen kişi vücudunu dik tutar. Atın sol tarafından inmek ise kibarlığın diğer bir gereğidir. İnerken sol el ile yalnız başı tutulur. Hayvanın yelesini tutmak ayıp sayılır. Misafir attan ineceği zaman etraftaki gençler derhal atı tutarak yardımcı olurlar. Misafirlik adabı sadece kişilerle sınırlı değildir. Mesela misafirin atı, gezdirilerek teri kurutulmadan kesinlikle bağlanmaz. Misafir atın bakımını tamamen ev sahibine bırakır.

Misafire kimlik sorulmaz

Misafir kendini karşılayanları selamlar. Selamlaştıktan sonra misafir odasına alınır. Derhal misafirin üzerindeki yamçı, kamçı, silah, kılıç gibi ağırlıklar sırasıyla alınarak asılır.
Sonra misafire oturması teklif edilir. Ev sahibi muhterem veya ihtiyar biriyse misafir hemen oturmaz. Misafir bu sefer ev sahibine oturması için teklifte bulunur. Bu teklifler karşılıklı olarak devam eder ve nihayet misafir oturur, orada bulunanlar ise bir müddet ayakta durmayı tercih ederler.
Bu arada evvela ev sahibi hal hatır sorar. Varsa maiyetindeki yaverden (pşerıh) misafirin hüviyeti, gideceği yer ve seyahat maksadı öğrenilir. Ev sahibi sadece "Nereden geldiğinizi öğrenebilir miyim?" diye soru sorabilir. Misafir de gereken cevabı verir.

Misafirle konuşma adabı

Ev sahibinden başka kimse misafire kimliğini soramaz. Misafir muhterem bir zat ise, ev sahibi ile diğer hane fertleri kendiliklerinden geçip oturamazlar. Odada oturmalar teklif üzerine olur ve özellikle misafirin oturduğu uzun sedirin üzerine kimse oturmaz. Ayrıca küçüklere oturmak teklif edilmez ve onlar ayakta odanın gerisinde dururlar.
Hayli kalabalık olan Çerkes misafir odasında sanki hükümdar ağırlanıyormuş gibi bir hava hakimdir. Birisi konuşurken diğerleri yalnız dinler, kendisine söz düşmeyen konuşmaya karışmaz. Konuşmalar ağır başlı olduğu gibi laubali olunmaz ve kahkaha ile asla gülünmez.
Bağırarak söz söylemek nezakete aykırıdır.
Misafirin hal ve hatırını sorduktan sonra odadan çıkmak isteyenler, "rahat olunuz" diyerek gerekirse sırtını oturan misafire dönmeden arka arkaya yürür.
Misafir de, çıkan kişinin mevkiine göre saygı ifadesi olarak ya tamamen ayağa kalkar, yahut yarım bir kalkma yapar.
Misafir odaya gelen muhterem kişileri karşılamak için ayağı kalkar, odadaki diğer kişiler de ona uyarlar. O oturmadan kimse yerine oturmaz. Misafir bir ihtiyar ise, yahut asil olup pek genç değilse sedirin ocağa yakın baş köşesine oturur.
Misafir gelir gelmez yastığın üstüne değil kenarına oturur. Üstüne oturmak
kabalık sayılır. Ancak pek ihtiyarlar, üzerine oturabilirler.
Ayak uzatmak, ayak ayak üstüne atmak hakaret sayılırken bağdaş kurmakta ayıptır.
Otururken sırt ve belin dik kalmasına dikkat edilir. "Deve oturuşu" diye tabir edilen dizin birini kırıp karna çekmek suretiyle yapılan oturuş ayıp sayılır.
Misafirin eliyle bıyığını ve sakalını karıştırıp oynaması hoş karşılanmaz.
Çerkeslerde kahve yoktur. Onun yerine çay verilir.
Çayı olmayanlar yemekten evvel bir şey getirmezler. Sabah, öğle, aksam olmak üzere üç defa yemek verdikleri için misafir yemek zamanını bekler, fakat yemek vaktinden evvel ayrılacaksa ona göre düzenleme yapılır. Çocuklar büyüklerle birlikte yemeğe oturmazlar.

Veda adabı

Yatma vakti gelince yatak hazırlanır. Ev sahibi muhterem bir zat ise "çhash maf" yani "hayırlı geceler" diyerek odadan çıkılır. Elbiseler güzelce derlenip bir tarafa bırakılır. Odaya leğen, ibrik ve çıra bırakılır. Misafir hareket edeceği zaman atlar hazırlanır. Yaver içeri girerek haber verir. Silahlarını takındıktan sonra dışarı çıkan misafir, ata binmeden önce ev sahibine hürmetle veda eder. Sarılma esnasında biribirini öpme adeti yoktur. Ancak kucaklaşmadan sonra el sıkarlar.
Bazen de veda esnasında yalnız el sıkılır. Misafir giderken ev sahibine teşekkür etmez. Çünkü vazifesini yapmıştır. Ancak "Hoş kalınız" der. Gelirken olduğu gibi giderken de misafir ata bineceği yerin mesafesini kendisi takdir eder.

Misafir ata sol taraftan biner, binme esnasında sol eli ile hem dizgini tutar. Atın yelesini tutup binmek ayıptır. Ata binerken vücudu atın başına doğru fazla eğmemek gerekir.
Misafir ata bindikten sonra "Şötxej" yani "mesut olunuz" diyerek vedasını bitirir.
Misafir bir az uzaklaşmadan atına kamçı vurmaz. Yüz metre ilerleyince bir defa kamçıyı ata vurarak şakırdatır. Çerkeslerde misafirlik müddeti misafirin arzusuna bağlıdır. Bazen 5-6 ay, hatta bir seneye varır. Fakat ne kadar uzarsa uzasın hürmet eksilmez. Bilakis dostlarının çoğalması nedeniyle misafir odasının ziyaretçileri artar, düğün yerine dönüşür.

Adigelerde Aile

Adigelerde Aile

Disiplin ve terbiye yuvası

Çerkeşlerde aile fikri çok eskilere dayanır ve oldukça gelişmiş bir yapı özelliği arzeder. Bu nedenle de toplum hayatında önemli bir yeri vardır.
Aileyi yıkmak isteyen sosyalizm gibi düşünce akımları Çerkesler arasında fazla rağbet görmemiş, eskiden beri aileye saygı ve sevgi muhafaza ve devam ettirilmiştir. Eskiden Simye(Araplarda beşinci göbekten sonra gelen aile fertleri) arasında evlenmeyi yasaklayan bazı milletlerde başka kabile ve soylardan alınan kızlardan doğan çocuklar anneye, annenin mensup olduğu kabileye ve soya ait olduğundan bu gibi ailelerde babanın çocuk üzerinde hiçbir surette hakkı olmazdı.
Başka ailelerden, soylardan evlenmek mecburiyeti Çerkeslerin güzel düşünüşlerinin bir örneğidir.
Kendi soyundan kız almayı Çerkesler menetmişlerse de hiçbir vakit maderşahilik gibi gayrı tabii bir aile usulünü kabul etmemişlerdir. Fakat eski Romalılarda olduğu gibi aile reisi olan babanın hakimiyeti hiçbir vakit sınırsız olmamıştır ve aile efradına esaret hayatı yaşatan zulüm derecesine vardırılmamıştır. Ailenin birliğini sağlayan babanın mevkiine riayet ve saygı gösterilir ancak şahsi hürriyet ve istiklâle hürmet edildiğinden aile fertleri birbirinden ayrılabilir, mal ve mülk sahibi olabilir.
Bundan ötürü şahsi hürriyet ve istiklâli bozan aşırı bir disipline dayalı büyük ve kalabalık ailelerin teşekkülü de zaruret haline gelmezdi. Ancak fertlerin ayrılması aile arasındaki manevi birliği ve bağlılığı asla bozmazdı. Ayrılan kardeşler ve evlâtlar arasındaki bağlılık daha fazla samimiyetle devam ederdi. Çerkes aile hayatı fertler açısından gerçek bir mektep özelliği taşıyordu.
Çerkes aile hayatı, sevilen kimselerin elemlerinden acı duymayı, kendisini büyüten ailesinin fedakârlığını takdir etmeği, onların isteklerine saygı gostermeyi, kardeşlerin kendisiyle bir saymasını, sonra da kendi çocuklarını güzel idare etmesi, mağrur olmaksızın kendisine hürmet ettirmeyi, meşru büyüklerine itaatli olmayı, zaaf göstermeden adil olmayı, şiddet göstermeden kumanda etmeyi öğretirdi.

Aile hayatı

Çerkes aile hayatının şekli, diğer milletlere biraz garip gelelebilir. Çerkes aile hayatının esası resmiyettir. Çerkesler, gerek evlerinde gerek dışarda laubalilik, teklifsizlik ve nezaketsizliği büyüğe karşı saygısızlık addederler.
Nezaketsizlik ve saygısızlığa tölerans gösterileceğine kimse inanmaz.
Fakat saygı ve nezakete dayalı bu resmiyet ailede ne soğuk bir hayat ne de bir esaret meydana getirir. Yabancılar bu insani ve kibar hayatın inceliklerini takdir edemedikleri için zor ve gayri tabi olarak yorumlayabilirler ancak bu hayat tarzı Çerkesleri asla sıkmaz.
Bilakis aileler laubaliliğin meydana getirdiği olumsuz etkenlerden bu şekilde uzak tutulmuş olur.
Çocuklar aile içinde büyük bir intizam, saygı ve bağlılık içinde doğup büyürler. Bu nednele de aile hayatı bir fazilet mektebi sayılır.

Baba

Aile reisi olan baba, aile efradına karşı vakur, şefkatli bir amir ve terbiyeci gibi özelliklerini daima muhafaza eder. Bütün aile efradı da kendisine karşı hürmetkâr ve tam bir bağlılık gösterir. Onun her emri itirazsız yapılır. Kocanın karısı karşısındaki konumu da eşitliğe saygı ilkesi çerçevesindedir.
Çünkü kadın ile erkek arasındaki eşitlik birbirine benzememek şeklinde bir eşitliktir. Yoksa karı ile kocanın faaliyetlerinin çeşitli almasını men etmeye kimse muktedir değildir.
Daima kendi hakkını savunmak şeklindeki aşırı merak kadar teessüfe değer haller ailede görülmediğinden karı koca arasındaki gerçek eşitliğin sevişerek, birbirine saygı duyarak, sevinç ve kederlerini, ümitlerini müşterek bir hale getirmek olduğunu, yoksa herkesin kendi dünyasında serbest yaşamak olmadığını pek iyi bilirler.
Çerkeslerde çok kadınla evlenme adeti yoktur. Çerkeslerle kadına ziyadesiyle saygı duyulur. Hattâ evlendikten sonra da kadın soyadını muhafaza eder. Koca zevcesini adıyle çağırmaz. Kendi soyunun ismiyle çağırır. Çünkü kadına soyunun ismiyle hitap etmek Çerkeslerce saygı belirtisidir. Asıl adıyle çağırmak daha çok teklifsizlik sayıldığından kadının akrabasından olmayanlar da soyadıyla hitap ederler. Evlenen kadınlar soyadı istiklaliyetlerini muhafaza ederler.
Babanın huzurunda karısı ile kızından başka aile efradından kimse oturamaz. Diğerleri saygı ile ayakta beklerler. Karısı bile çocuk sahibi oluncaya kadar oturamaz. Ailenin hiçbir ferdi baba ile yemek yiyemez.
Baba küçük çoçuklarını öpüp okşamaz, kucağına almaz. Sevginin sözle değil, kalple olduğunu bildiği için Çerkes aile efradına karşı olan sevgisini yılışık bir surette açığa vurmayı kibarlığa aykırı görür.
Fakat narin vücudu, ince kalbi hasebiyle daha çok şefkat, sevgi ve himayeye ihtiyacı olduğundan kız çocuklarına anlayış gösterir.
Erkek çocuklanna karşı muamelesi ise bir öğretmenin öğrencilerine karşı yaptığı muameledir. Onunla yüz göz olmaz, senli benli olmaya asla meydan vermez. Bütün , çocuklarına isimleriyle seslenir. Yavrum, ciğerim, canım gibi deyimler kullanmaz. Babanın eli erkek çocuk üzerinde titremez. Bilakis onu, istiklal ve şahsiyet sahibi etmek için serbest büyütür.

Anne

Çerkes ailelerinde anne, pek değerli ve şerefli bir mevkidedir, ikinci aile reisidir. Bilhassa evin iç işlerindeki hak ve istiklâline saygı ve riayet olunur.
Aile reisi olan babanın buna karışmasını saygısızlık, kadına tahakkümü mertliğe aykırı telâkki ederler. Kadının bu hakkına ima olarak "TIBISIM" yani "ev sahibemiz, mihmandarımız" diye hitap ederler. Böylece kadını asıl ev sahibi ve kendisini onun misafiri sayarak ev işlerinde kadının riyasetine hürmet gösterdiğini belirtir.
Kocasının son derece saygısına mazhar olan anneye, gelinleri "GUAŞE" yani prenses diye hitap ederek saygı duyarlar. Anne ile çocuklar arasındaki ilişkiler baba ile çocuklarınkinden oldukça farklıdır. Anneler şefkat kucağını açar ve çocukları sevgiye boğarlar.
Kadın kocasına aslâ adı ile hitap etmez.
Anne çocuklarını isimleriyle çağırır. Bazen de şefkatine ve teklifsizliğine delâlet eden takma isimler kullanır.
Ev işlerinde tam yetki sahibi olan kadının sorumluluğu çok geniştir. Kocasının bulunmadığı bir zamanda gelen misafirleri kabul ve ağırlamak, misafirin sınıf ve mevkine göre hürmeten kuzu, koç hatta öküz kesmek, kocasının misafire adet üzere vermesı gereken hediyeyi vermek kadının yetkisi dahilindedir.

Çocukların eğitim

Çerkesler hamile kadının şağlığına çok dikkat ederler. Çocuk dünyaya gelince bütün akraba ve komşular tebrik için gelirler. Hediye olarak Haluj, börek, koç ve kuzu gibi şeyler getirirler. Çocuğun ninesi de kız evlâda sırma işlemeli beşik takımı ve güzel elbise gönderir.
Beşik göndermek uğursuzluk olarak kabul edilir. Çocuğun doğuşu şerefine ekseriyetle kurban kesilir. Kamşulara zifayet verilir.
Çocuk beşikleri ağaçtan yapılmış olup belli şekildedir. Sırma işlemeli süslü örtülerden başka asıl beşiğin süsü yoktur.
Çocuğu sabah akşam yaz ise soğuk, kış ise az ılık su ile iki defa banyo yaptırırlar. Bazıları yaz ve kış soğuk su ile yıkanır. Kadınların bazısı da çocukları sabah, öğle, gece yatırılırken olmak üzere üç defa banyo ederler. Soğuk su ile banyo edilen çoculkarın daha sağlam ve çevik olacağına inanılır.
Sabah, öğle, ikindi ve yatarken çocuğu dört defa muntazaman kaldırırlar ve süt verirler.
Çocuğa annesi süt verir. Kâfi gelmedigi takdirde komşu kadınlar arasında ufak çocuklu varsa ondan istifade ederler. Yoksa eksiklik keçi, inek sütü ile tamamlanır. Diş çıkarıncaya kadar çocuğa başka yemek vermezler, yalnız sütle beslerler. Diş çıktıktan sonra ŞEKURİP adı verilen sütten ve baldan pişirilmiş bir çeşit muhallebiden azar azar vermeye başlarlar. Çocuğa babası ya da annesi ad takmaz. Dedesi, ninesi yahut yakın akrabadan bazan de dostlarından biri ad takar.
Anne çocuğun yaşına göre Ahlâki terbiyesine dikkat eder ve karakterinin teşekkülüne yön verir. Çocuğa karşı ciddiyet gösterirse de ruhunu öldürecek şiddet ve onu alçaltacak halleri reva görmez. "FEMİF" yani beceriksiz, "KARABĞ" yani korkak kelimeleri çocuğun terbiyesi için kullandığı yegâne değnektir. Bu kelimeler çocuğa vazifeperverlik, mertlik, cesaret hissini aşılar. Aile hayatındaki resmiyet ve misafir odası (Haceş) çocuğa sosyal terbiyeyi verecek mekteptir. Çerkesler çocuklara kalın pamuklu şeyler giydirmezler. Vücudu sıcak ve soğuğa dayanıklı olması içiz elbisenin hafif fakat zarif olmasına dikkat ederler. Çocuk elbiseleri erkek ve kadın elbiselerinin küçültülmüş şeklidir. Ancak pek ufak çocuklara kalpak giydirmezler.
Çerkeslerde kız ve erkek çocukları bir arada ders görür.

Adigelerde Selamlaşma

Adigelerde Selamlaşma


Selamlaşma geleneği insanlığın yaratılışından bu yana istisnasız tüm toplumlarda müşterek bir davranış biçimi olarak devam edegelir.

İlk çağlarda iki insan karşılaştığında silahlı olmadıklarını,silahlı olsalar bile birbirlerine karşı kullanmayacaklarını göstermek için ellerini uzatır tokalaşırlarmış

O dönemlerden başlayarak günümüze kadar ulaşan selamlaşma geleneği pek çok ortak özellikler taşımakla birlikte aynı zamanda her toplumun kültürünü,geçmişini,inançlarını ve dünyaya bakışını yansıtan,toplumlara has ipuçlarını da içerisinde barındırır.İnsanların görünüşleri gibi kalpleri ve düşünceleri de farklıdır" der bir Adige atasözü.

Bunu genelleyecek olursak milletlerin görünüşleri gibi düşünceleri kültürleri ve yaşayışları da farklıdır

Yine Adige ifade biçimi ile söyleyecek olursak : Dünya bir teker gibi döner,geceler günleri,günler ayları ve yılları,yıllar asırları kovalar gider.

Toplumlar da bu değişen zamana paralel olarak değişirler; yaşayış biçimleri,anlayış ve bakış açıları,kültürleri de bu değişimden payını alır şüphesiz.

Eğer bu süreç içerisinde bir toplumun bireyleri kendilerine ait olan değerleri terkeder,başka toplumların değerlerini,anlayış yaşayış ve davranış biçimlerini benimserlerse bireylerden başlayan bu kendine yabancılaşma,yavaş yavaş toplumun yokolup gitmesi ile sonuçlanır.

Yani o halk süreç içerisinde başka toplumların arasında eriyip yokolmağa mahkum olur.

Adige sözlü kültürü üzerine çok önemli çalışmaları olan Şorten Askerbiy Adige selamlaşma biçiminin sadece bir karşılaşma sözcüğünden ibaret olmadığını, temel olarak insanı yüceltmek ona değer vermek mantığı üzerine kurulmuş olduğunu,aynı zamanda yaşanan hayata,yapılan işe dair düşünceleri ve iyi dilekleri de içerdiğini belirtmektedir.

Bir başka özelliği ile varlıklı/fakir veya sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın tüm cemiyet bireylerine yönelik olan adige selamı, biçim ve köken olarak incelendiğinde erken dönemlerden bu güne yaşanan sosyal değişimleri de yansıtacak şekilde her döneme hitabeden bir biçim alarak devam edegeldiğini görürüz .

Her türlü olaya ve duruma uygun formları olan Adige selam biçimi geleneğimizde önemli bir yere sahip olması yanısıra aynı zamanda sözlü edebiyatımız açısından da incelenmesi gereken güzel bir kaynaktır, der Askerbiy.

İşte bu nedenle yaşlı genç kadın erkek ayırımı yapmaksızın her Adigenin bilmesi gereken temel değerlerimizdendir Adige selamlama biçimleri :

Bir kişi çalışan bir kişinin veya kişilerin yanına gittiğinde "uehu feh"u apş'iy" sözü ile selamlar

Selama muhatap kişi/veya grup ise gelen kişiyi "ui uehu fı yirikue" diyerek cevaplarlar

Ot veya ekin biçen birisinin yanına giden kişi "Şoşh apş'iy" sözü ile selam verir "ui uehu fı yirikue" sözü ile selamı alınır.

Tanışıp tanışmadıklarına bakılmaksızın bir kişi diğerinin yanına geldiğinde "feh"us apşiy" diyerek selam verir , diğer kişi "ue psou apş'iy" diyerek selamı alır.

Selamlaşmadan hemen sonra ise "uzepeş , uuzınşe" sözü ile hal hatır sorulur , buna cevap olarak "zepeş' uh"u , txam uiğauzınşe" cümlesidir.

Bir hasta ziyaretinde veya hastalık atlatmış bir kişiyi ziyarette " lhepe mahue k"ıuxajej" diyerek h"ueh"u selamı verilir.

Yoldan dönen kişi "oh"usıj" selamı ile karşılanır.gelen kişi ise "upsouj" sözü ile selamı alır.

Uzun süredir görüşmemiş kişiler karşılaştığında "ui l"ağuj fıue" -- "ueueri neh"ıfıjıue" sözleri ile selamlaşırlar.

Çok samimi veya yakın kişilerin karşılaşmasında ise doğrudan tokalaşılarak hatır sorulur.

Zamana yönelik bir kaç çeşit selam biçimi vardır.Sabah için"ui pşedcıj fıue" , gündüz "ui mahue fıue" , akşam "ui pşıxaşxa fıue".

Gece bir yerden ayrılırken "nehu lef fık"ik" sözü ile çıkılır,yolcu eden ise "ğuegu mahue,fıke tham unixasıj" sözü ile uğurlar.

Adigelerde hayata,ilişkilere ve zamana yönelik pek çok selamlaşma biçimi vardır.Biz burada onlardan sadece bir kaç örnek verdik. Bizim olanı,bize ait olanı kullanmamakla onun yok olması arasında bir fark yoktur.

Eğer anadilimizi konuşacaksak onu en temiz şekilde konuşmak ve kullanmakla yükümlüyüz.

Eskiler "ata mirası yedi nesil" derler. Bizler de çok eskilerden bize kadar ulaşan bu mirası korumak ve bir sonraki nesile aktarmakla yükümlü olduğumuzu bilmeli sözlü geleneğimize hakettiği değeri vererek günlük yaşamda kullanmaya gayret etmeliyiz.

NOT :Eski Adige selam formları Yerçen xamırze tarafından derlenerek kayıt altına alınmış,Şogen xazeşe tarafından da bir kitap haline getirilerek yayınlanmıştır.
Kuraşın Betal...Feh"us apş'iy isimli kitabından

Thamatelik

THAMATELİK


Çerkes toplumsal yapısında Thamate önemli bir yere sahiptir. Thamateler toplumsal düzenin doğal temsilcileridir. Thamate eğlenceyi, düğünü, toplantıyı, herhangi bir elçi grubunu temsil eden ve yöneten kişidir. İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya adlı kitabında Rus şairi Puşkin'in thamateler için "Davranış olarak demokrat kalben aristokrat" dediğini kaydediyor.

Thamate seçimi:
Thamateyi cemiyetteki fertler seçer. Thamatenin toplantıyı yönetebilecek kabiliyete ve bilgiye sahip olması, çerkes adetini çok iyi bilmesi gerekir. Thamate seçiminde yaş çok önemli olmakla beraber yöneticilik kabiliyeti yüksek, toplum içinde belli bir ağırlığı olan ya da savaşlarda kahramanlık göstererek öne çıkmış, doğal bir saygınlık kazanmış hatta asalet sahibi soylu gençler tercih edilebilir. Bütün toplantılarda cemiyetin thamatesi erkekler arasından seçilir. Bayanlardan thamate seçilmez. Fakat bayanların da kendi aralarında seçtikleri thamateleri olabilir. Bu kişi bayanların davranış ve hareketlerinden sorumludur. Ancak bütün toplantıyı organize eden sorumlu kişi erkek olmak durumundadır.

Yetki ve sorumlulukları:
Toplantıda olan ve olacak olan tüm hadiselerin sorumlusu ve hakimidir. Cemiyet içerisinde hiçbir şekilde düzensizlik ya da kargaşa çıkmasına müsaade etmez. Kurallara aykırı hareket eden kişileri uyarır.

Toplum ve thamatenin elçisi
Pşerah:
Thamate ile topluluk arasında iletişimi sağlayan pşerahlar vardır. Sayıları cemiyetin büyüklüğü ile orantılıdır. Pşerah denilen kişiler daha çok cemiyetteki meselelere hakim olan yetenekli küçük yaşta olanlar arasından seçilir. Eğer cemiyet az sayıda kişiden oluşuyorsa bu iş için bir kişi yeterlidir. Fakat cemiyetin sayısı kalabalıksa sayısı ikiye üçe çıkabilmektedir. Pşerahın görevi thamate tarafından alınan bütün kararları topluluğa, topluluğun isteklerini de thamateye bildirmektir. Yani bir nevi thamatenin yardımcısı konumundadır.

Derleyen: Fehim Taştekin(kafkas.org)

Adige Kültüründe Annenin Rolü ve Konumu

Adige Kültüründe Annenin Rolü ve Konumu


Adige ailelerinde anne pek değerli ve şerefli bir mevkii sahibidir. Ailenin ikinci reisi olarak kabul edilir. Özellikle evin iç işlerindeki hak ve özgürlüklerine saygı duyulur. Aile reisi olan babanın buna karışması saygısızlık ve mertliğe aykırı kabul edilir. Kadının bu hakkına saygı belirtisi olarak baba ona "ev sahibemiz" diye hitap eder. Bu şekilde ev sahibinin kadın, kendisinin ise bir misafir olduğunu, ev işlerinde kadının riyasetine saygı gösterdiğini belirtir. Doğu adetlerinin tersine Çerkeslerde kadının kocasının üst tarafında oturabilmesi de kadının aile düzeninde yerinin ne kadar üstün tutulduğunu gösterir. Kocasının bu derece saygı duyduğu anneye, gelinleri "guaşe" yani prenses diye hitap eder, saygı duyarlar.

Tabiyatın babadan çok anne ile evlat arasında bir ilişki doğurduğunu kabul eden anne, evlatlarına karşı baba gibi sıkı resmi bir tavır almayarak, onlara daha sıcak, daha şefkatli davranır. Bu nedenle çocukların anneye olan sevgisi her milletten daha fazladır. Anne ailenin en çok sayılan üyesidir.

Çerkes kadınları kocalarına karşı tam bir saygı, sevgi ve sadakat ile ünlüdürler. Onlar kadar evini erkeğe bir huzur ocağı yapmanın inceliklerini, eve yorgun dönen erkeğin maddi manevi yorunluklarını unutturmayı bilen kadın yoktur. Çerkes kadınlarının diğer milletler yanında kıymetli ve saygıdeğer olmalarının sebeplerinden biri de kocalarına karşı olan bu saygı, sevgi ve samimiyetleridir. Bu fazilet aileyi mutlu edecek etkenlerin en başında gelir. Çünkü onun bu yüksek fazileti karşısında en sert erkek bile yumuşar, onun içten bağlılığına karşı nankör olmaktan utanır.

Kadın kocasına asla adı ile hitap etmez. Kocası su içerken hürmeten ayağa kalkar. Kocası için ev hizmetlerini yapacak bir hizmetçi veya yetişkin bir kızı yok ise kendisi ihmalsiz yapar. Kocasından önce yatmaz, geceleri kocasının dönmesini bekler. Kocası soyunup giyinirken yardımcı olur.

Anne çocuklarını isimleri ile, veya bazen de şefkat ve samimiyetine işaret olarak bir takma isimle çağırır. Çocuklar anneleri ile birlikte otururlar ve yemek yerler. Büyüyünceye kadar anne ile aynı yatakta yatarlar. Öte yandan anne çocukların lakayıt ve laubali hareket etmelerine izin vermez. Bu nedenle erkek veya kız, çocuklar annelerinin yanında her konuda konuşamazlar. Anne çocuklarını iyi eğitmeye, temiz ve güzel giydirmeye çok dikkat eder. Anneye su vermek, içinceye kadar ayakta durmak gibi konulara çocuklar çok dikkat ederler.

Ev işlerinde tam yetkiye sahip kadının sorumlulukları çok geniştir. Kocasının bulunmadığı bir zamanda gelen misafirleri kabul etmek ve ağırlamak, misafirin sınıf ve mevkiine göre hürmeten kuzu, koç, öküz kesmek, kocasının misafire adet olduğu şekilde vermesi gereken hediyeleri vermek kadının yetkisi dahilindedir. Kocası gibi adamlarına ve hizmetçilerine emir yetkisi vardır.

Çerkesler görevler konusunda çok dikkatli ve tenkit edici olduklarından her kadın dile düşmekten kurtulmak için görevlerini bütün gayret ve dikkati ile yerine getirmeye mecburdur. Bu nedenle çocuklarını iyi eğitmek, temiz giydirmek, yataklarını ve eşyalarını temiz bulundurmak, misafirleri ağırlamak, ağırlamaya her zaman hazır bulunmak, yemeklerini pişirmek gibi bütün görevlerini eksiksiz yapmaya çalışır. Maddi açıdan durumları iyi olan ailelerde anne tarımla veya ev dışındaki işlerle uğraşmazlar. Durumu bunu gerektiren ailelerde anne bu işlerle de uğraşır.

Adige Kültüründe Misafir Ağırlama

Adige Kültüründe Misafir Ağırlama

Misafir otururken ev sahiplerinin kendi iç meselelerinden bahsetmeleri ayıptır.

Bir şekilde misafir ile nizahlaşmak,onunla didişme derecesinde iddialaşmak ayıptır.

Misafirin giysilerinin kontrolü,yırtığı veya kirlisi varsa farkedilmesi yıkanıp dikilmesi ütülenmesi evin hanımının görevidir. Bu o kadını küçültmez,aksine güzelleştirir saygınlığını ve değerini artırır.

Yatak yorgan yastık gibi şeylerden ailede olan en iyisi misafire verilir.

Misafirin gidişine sevindiğinizi bir şekilde belli etmek çok büyük ayıptır.

Giyinirken misafire yardım etmek giysilerini tutup ayakkabılarını hazırlamak adettendir.

Misafirin gelişinden mutlu olduğunuzu belirten giderken selametle gitmesini ve bundan sonra da gelmesinden mutlu olacağınız belirten bir kısa konuşma yapmak adettendir.

Misafir giderken bir küçük hediye vermek adettendir.

Evden ayrılan misafir aynı köyde oturuyorsa yol başına kadar eşlik edilir, bir araca binip gidecekse aracına bininceye kadar aileden birisi ona eşlik eder.(ç.n :Seni kapısına kadar uğurlamayanın evine gitme diyen Adige atasözü vardır)

Misafirin de dikkat etmesi gereken kurallar az değildir :

Gittiğiniz evde geçerli kurallara ve onların durumlarının getirdiği şartlara uymak gerekir.

Ev sahibine saygılı davranmak,söyleneni kabul ederek beğenmediklerinizi de fazla belli etmemek gerekir. (misafirlikte size önerilen wunafe(karar)dir ) anlamında Adige atasözümüz olduğunu hatırlamak gerek.

Misafiri olduğunuz ailenin işlerine karışmak ayıptır.

Nezaketen size fikrinizi sorarlarsa o zaman da onları incitmeyecek şekilde düşüncenizi açıklamaktır münasip olan.

Misafirlikte çok fazla yemek,içmek ve yemek seçmek çok büyük ayıptır.

Sağlığınız nedeni ile olsa bile bölye bir şey yakışıksız kaçar.

Sofraya konuşlan yemeği methetmek bir nezakettir.

Hiç bir zaman unutmamanız gereken bir şey ise; sofrada hiç bir şey

bırakmamacasına her şeyi silip süpürmenin Adigelerde ayıp sayıldığıdır.

Çok sık dışarı çıkıp içeri girmek de pek yakışık alan bir şey değildir Adigelerde. Dierğ odaları gezip bakınmak,eşyaları inceleyerek sağına soluna bakıp methetmek imrendiğinizi beğendiğinizi gösteren davranışlar içerisine girmek ayıp sayılır.

Ev sahibi kendisi sizi çağırarak gösterirse bile hiç bir şeyi fazlaca methetmeyin “ güle güle kullanın, iyi günlerde kullanın,daha iyisi ile değişmeyi nasip etsin,uğurlu olsun,mutlulukla kullanmayı nasip etsin” gibi iyi dileklerden birisini söylemeniz yeterlidir.

Misafir ne zaman kalkmak gerektiğini ne zaman gitmek gerektiğini kendisi kavrayabilmelidir, misafirin gitmeyi bilmeyeni de makbul değildir.

Acele ile sofraya gelen yemeği bile bırakıp kaçarcasına gitmek de yakışıksız görülür.

Misafir olduğunuz yerde hoşlanmadığınız bir grubun içine düşseniz de oturup kalkmalarını sohbetlerini beğenmeseniz de ev sahibinin hatırına katlanmak zorundasınız.

Bu tür ortamlar Adige sabrının ve nezaketinin ölçüldüğü en önemli yerlerden birisidir

Adige Kültüründe Kadının Yeri

Adige Kültüründe Kadının Yeri

Hanceriy bir yazısında Şöyle bir olay anlatır :

Yaşlı bir Adige kadınının savaşta üç oğlu varmış.

Bunlardan ikisi cephede can vermişler ve kadının son kalan oğlunu da kanlar içerisinde can çekişirken bir atın sırtında kapıya getirmişler bir gün.

Yaralı adam kapısının önüne gelir gelmez bir kelime dahi söyleyemeden boş bir çuval gibi atın üzerinden yuvarlanıp, anasının ayakları dibine düşmüş ve oracıkta can vermiş.

Kadın hiç bir telaş göstermeden oğlunu getirenlere dönüp sormuş – oğullarım yiğitçe savaştılar mı ?

Diğerleri cevaplamışlar – Evet, kahramanca savaştılar,düşman karşısında asla geriye dönmeksizin yiğitçe mücadele ettiler.

Kadın bu sözü duyduktan sonra ancak ölen oğulları için ağlamağa başlamış. Bir yandan ağlayıp bir yandan "babalarına yakışır şekilde yaşayıp ölen yiğit oğullarım,güzel evlatlarım " diyerek ağıtlar yakıyormuş. Kadın bir an duralamış ağlamasını kesmiş ve şöyle söylemiş: "Hayır ben şanssız,bahtsız bir kadın değilim,yüreğim rahat oğullarımın akibetlerini bilerek,yiğitçekahramanca öldüklerinden emin olarak evlatlarım için ağlayıp yas tutacağım,ama şanssız ve bahtsız değilim.

Hanceriy bu olayı anlattıktan hemen sonra ekliyor ve şöyle diyor devamında : Gördünüz mü Adige kadınını, onun mitolojideki kadın kahramanlardan farkı nedir ?

Dışarıdan Kafkas halklarını gözlemleyenler açısından ele alacak olursak bunların pek çoğu Adigelerin kadına bakış açısını tam olarak kavrayabilmiş değillerdir,hala da böyleleri vardır günümüzde.

Kadının özgürlüğünü sınırlayan doğu kültürleri ile Adige kültürünü bir tutanlar maalesef hala mevcut .

Elbetteki bu kanaat büyük bir yanılgı olduğu gibi bu tür düşünenleri haklı çıkartacak hiç bir örnek te gösterilemez.

Hanceriy bir başka yazısında Adigelerin kadına bakışlarının Asya’daki diğer müslüman halklar gibi olmadığına örnek olarak Met çunatıko Yusuf İzzet paşadan naklen şöyle söyler : " Doğu toplumlarında olduğu şekilde Adigeler’de kadın ağır işlerde çalıştırılmaz.

Onlarda adet olduğu şekilde bizde erkekler bir kenara çekilip kadını sert yamaçlarda ziraat işlerinde,tarım işlerinde bahçe işlerinde çalıştırmazlar…"

Adigelerde erkeğin kadına el kaldırdığı , küfrettiği veya aşağılayıcı sözler söylediği duyulmuş görülmüş değildir.

Ve bu tür hareketler çok büyük bir ayıp olarak karşılanır toplum tarafından.

Dolayısıyla da Adigelerin kadına bakışlarını islamın yaklaşımıyla aynı görmek ve Adigelerin kadını müslüman doğu toplumlarının bakış açısı ile değerlendirdiğini söylemek doğru değildir.

Adige töresinin kadına verdiği değeri ve kadına bakışını yansıtan pek çok örnek vardır söylencelerimizde.

Mesela Seteney guaşe,Adiyuh, Meliçıphu,Dahenağue,Laşın ve benzeri pek çok örnek görebilirsiniz bu konuda.

Söylencelerden örneklediğim bu kadınlar hepsi aynı veya birbirinin benzeri karakterde değillerdir,onlara dair anlatılan olaylar da belki birbirinin zıddı olaylardır fakat bunların hepsinde Adige kadınına dair,Adigelerin kadına bakışına dair güzel örnekler bulabilirsiniz.

Bu söylencelerde örneklerini görebileceğinin bakış açısı ve değerlendirme biçimi bir kaç yüzyıldan günümüze kadar önemini yitirmeksizin devam edegelen bir Adige töresidir.

Mesela Seteney Guaşe'yi ele alalım.Onun Mitolojideki yeri diger kahramanlarla kıyaslandığında hiç te küçümsenmeyecek kadar önemlidir.Hatta daha ileri giderek "belki de seteney guaşe olmaksızın nart destanları bu günkü önemini kazanamazdı" diyebilirim.

V.İ.Abaev bu konuda şöyle söyler: "Eğer Nart destanlarından bir erkek kahraman eksilse bir şey olmaz ama Seteney bu destanların -olmazsa olmaz-karakteridir."

Şoten Askerbiy "Kadının üstünlüğünü ve değerini gösteren bu destanın bir benzerinin dünya kültürlerinde ve mitolojilerinde olmadığını" söyler bir yazısında.

Nart destanlarındaki erkek kahranmanların pek çoğunun öldüğünü veya bir şekilde yaşamlarının son bulduğunu görürsünüz fakat bu destanların hiç bir yerinde Seteney Guaşenin öldüğünü söylemez,bir yoruma göre bu onun yaşamının son bulmasını kabullenemeyen o halkın isteğinden ve destanı bağlayış biçiminden kaynaklanır.

Çünkü Seteney güzeldir,akıllıdır,alımlıdır,o nartların annesidir,danıştıkları akıl hocalarıdır,ileri görüşlülüğü ile onların gözüdür,sevecenliği ve ile iyiyi ve güzeli gösterendir,namuslarıdır kısacası.İncelediğinizde dürüstlük ve açıksözlülükte seteney'i gölgede bırakabilecek bir başka tanrı yoktur Adige mitolojisinde.

Günümüzde bile seteney güzelliğin,dürüstlüğün,ileri görüşlülüğün,asaletin ve aklın bir tarifi gibi görülür, bu gün bile Adigeler,Abhazlar,Asetinler kadını yüceltmek ve methetmek istediklerinde " o seteneydir, seteney gibidir" vb. İfadeler kullanırlar.

Bir diğer örnek olarak meliçiphu'ı alırsak o seteney gibi bilge,güzel,akıllı değildir mesela. Bu söylencenin ortaya çıktığı dönem ataerkil topluma geçildikten sonraki zamandır. Bu söylencede verilmek istenen mesaj " gerçek kadın güzelliği ile değil aklı ile kendisini kabul ettirendir " şeklinde özetlenebilir kısaca.

Buradaki kadın kahraman küçük ve zayıf,sıradan,hatta komik bile denebilecek bir kişiliktir ilk bakışta, fakat incelendiğinde görülürki burada da kadının toplumdaki yerine,önemine ve Adigelerin kadına bakışına dair pek çok örnek vardır.

Adigeler kadına en çok değer veren halklardan biri olagelmişlerdir herzaman.Gerek toplumu ilgilendiren genel işlerde,gerek kendi cemiyeti ve dar çevresi,gerekse aile çevresi içerisinde her zaman kadının çok önemli bir yeri ve değeri olagelmiştir.

Bütün bunların ötesinde sadece Adige töresini incelemiz bile kadının yeri ve önemi konusunda yeterince bilgi sahibi olmamız için yeterlidir.

Hanceriy bir yazısında Kadına gösterilen saygının Adige töresinde en önemli geleneklerin başında yeraldığını belirterek şöyle söyler : Öldürülen birinin intikamını almak için kılıç elde yola çıkan bir grup, araya bir kadın ricacı girdiğinde yollarından döner ve silahlarını bırakırlar.

Bu ve bunun benzeri örnekler pek çoktur eski Adige söylencelerinde.

Eskilerde tüm toplumu ilgilendiren önemli konularda kadınlara danışıldığı zamanlar ve bu tür olayları anlatan pek çok örnek vardır. Fakat zaman içerisinde Adigelerde de kadın toplum işlerinden çekilmiştir , fakat yinede aile ve toplumdaki saygınlığı aynı şekilde günümüzde de devam etmektedir.

Adige töresinde kadına saygı sadece namus kavramı ile açıklanamaz. Erkek için öngörülmeyen pek çok hak kadına verilmiş ve saygı bu ilişkilerin temeline olmazsa olmaz koşul olarak konulmuştur.

Bir kadının hatırını kırmak,onu incitmek ve ona karşı saygısızca davranmak en ayıp işlerden biri olarak görülür.

Adigelerde kadına verilen değer yaşamın her alanında belirgin bir biçimde gözlemlenebilir.

1829 yılında Kafkasyada bulunan Belçikalı bir bilimadamı olan Jan şarl de bess şöyle anlatır kitabında : "Bir atlı yolda bir kadın ile karşılaştığında,atından iner ve atını kadın'a verir binmesi için;eğer kadın bunu kabul etmezse adam atının gemini tutarak kadına gideceği yere kadar yaya olarak eşlik eder."

Bir atlı yolda bir erkekle karşılaştığında eğerinin üzerinde hafifçe doğrulup onu selamlaması yeterli idi,fakat eğer bir kadınla karşılaşmışsa atından inip onu selamlamak ve ona bir süre eşlik ettikten sonra yoluna devam etmek gerekirdi.

Bir gurup erkeğin oturduğu bir odaya kadın davet edildiğinde veya öyle bir ortama kadın geldiğinde kadın en iyi yere oturtulur ve erkekler ayağa kalkarak ona güzel sözler söylerler gönlünü alırlardı. Sofrada olanın iyisi kadına ikram edilirdi,odada bir kadın olduğu sürece sert bir ifade ile konuşulmaz.kötü söz ve küfür benzeri kelimeler kullanılmaz,bu tür konuşmalar kadına duyurulmazdı.

Kadının gözü önünde hayvanlar kamçılanmaz,onlara vurulmaz,bir yolculuğa çıkılacaksa, kadınlar sürücünün at'ı(veya öküzü) kamçıladığını görmeyecek şekilde oturtulurlardı.

Çeşmelerde veya derelerde kadın suyunu doldurup işini bitirmedikçe atlılar oraya atlarını sulamak için girmezlerdi.

Dörtnala giden atlı eğer kadınların olduğu bir yerden geçiyorsa yavaşlardı,silahını göstererek tutmaz,kadının olduğu yerde silah çıkmazdı.

Eğer erkek bir kapı önünden geçerken bir kadının odun kırdığını veya benzer ağır bir iş yaptığını görürse yanına gider o işi kadının elinden alıp kendisi yapar ve sonra yoluna giderdi.

Yolculukta kadının rahat etmesi için azami özen gösterilir, eğer dağda,ormanda veya yolda yemek yenecekse kadına yemek yaptırılmaz bu iş erkekler tarafından yapılırdı.

Görüldüğü gibi Adige toplumu töresinin gereği olarak kadını en üst mertebede tutmakta ve ona hakettiği değeri vermektedir.

Bunun yanısıra büyük sıkıntılar çekip baskılara uğrayan,pek çok hakkı gaspedilen kadınlar da olmuştur toplumumuzun içerisinde.Fakat bunun asıl sorumlusu Adige toplumu ve töresi olmayıp sonradan pek çok geleneğimizin deforme olmasına yolaçan din kaynaklı davranış biçimleri ve bunu kendi çıkarları için en iyi şekilde kullanan feodalitedir.

Bu tür istisnalar hiç bir zaman Adige toplumunu ve töresini tümüyle sorumlu kılmaz ve kapsamaz fakat yinede günümüzde bile o dönemlerden kalmış ve Adige kültürüne uygun olmayan pek çok hatalı davranış biçimi hala muhafaza edilmektedir maalesef.

ALINTIDIR

Adige Kültüründe İsim Verme

Adige Kültüründe İsim Verme


Yeni doğan bir bebek için yakın çevresinin ve akrabaların tümünün iyi dileklerde bulunmaları (huahue) Adige töresindendir.

Daha sonra bebeğin ismi sorulur öğrenilir.

Eğer henüz isim verilmemişse ailenin veya cemiyetin en yaşlısı arar araştırır kendince en güzel ismi çocuğa verir.

Fakat her ne kadar kendilerince en güzel olarak görülse de bebeğe yakışan, gelecekte onu tam olarak ifade edecek isimlerin bulunabildiği durumlar çok azdır. .

Adige isimlerinin başlangıcı konusunda 15.yüzyılda kafkasyada bulunmuş olan italyan gezgin Georgio İnteriano bir yazısında şöyle söyler :"Çerkesler Yeni bir bebek doğduğunda doğum ve isim konulması arasında geçen zaman içinde ilk gelen yabancının ismini verirler".

İsmi alınan kişinin grek,latin,arap veya başka milletten olması hiç önemli değildir.Fakat mutlaka bu ismin sonuna oğlu anlamında(Kue) eki konulurdu,Mesela verilen isim -petro ise- petrıkue,-pavlo ise- pavlıkue".Bu şekilde isim verilmesinin nedeni anlaşılabilmektedir fakat yinede bu durumu pek hoş karşıladığımıda söyleyemeyeceğim.

Bu yöntem bizim kendi Adige isimlerimizin sonuna eklenerek kullanılıyor olsa yine bir nebze anlaşılır ve güzel olmaktadır.

İnalıkue,Bezrıkue,Şerelokue,Ağnokue,Anfokue

Bunlar güzel ve benim de sevdiğim isimlerdir.Fakat bir yabancının ismini çocuğa vermekten yana olduğumu pek söyleyemeyeceğim.Zaten zamanla bu gelenek terkedildi.

Eski zamanda Adigeler her tarafta tanınır her halkın arasında itibar görürlerdi.

Kendileri misafirperver oldukları kadar,gittikleri yerlerde de itibar görürlerdi.

Sanırım ilişkilerini,dostluklarını pekiştirmek gibi bir maksat vardı bu davranışın altında.

Eski Adige isimleri hakkında Adige dilinde de yazılmış kitaplar ve bu bahsin geçtiği pek çok değinmeler vardır.

Fakat Bütün bunların İçerisinde koko Cemalettin'in üç ciltlik bir kitabı en detaylı bilgi içereni olup; Adigece İsimler,aile isimleri,köy isimleri,bölge isimlerini tek tek ele alarak kökenleri ve tarihçeleri ile anlatmaktadır.

Ayrıca Bu konu ile ilgili moskovada basılmış bir küçük kitap daha mevcuttur fakat şu an kitabevlerinde bulunabilmesi mümkün değildir.

Bence Bu türden bilgiler içeren her eser yeniden basılmalı ve her Adige ailesinin evinde bulunmalıdır.

İsim verilmesi konusunda bir başka yöntemden ise söylencelerimizde bahsedilir.

Aşe yikue Aşemez,Hımıs yikue Baterez,Kıanj yikue Şauey,Hıatxım yikue veya Mole yikue,Dehuı yikue Jıle yikue vb..

Bu biçim ise büyükbabanın veya babanın isminden esinlenerek adlandırmadır.

Adigelerde dikkat çeken bir başka konu ise her ismi herkesin telaffuz edememesidir.

Mesela evin gelini aileden kimseye ismi ile hitabedemezdi.Ailenin en yaşlısından en küçüğüne kadar hepsine ayrı ayrı isimler verir onları o isim ile çağırırdı.

>Anne baba çocuklarını isimleri ile hitabetmezler Kadın eşine ismi ile hitabetmez.

Bütün bunlar eski Adige töresinde çok önemsenen şeyler olmakla birlikte bu gün içerisinde bulunduğum cemiyete baktığımda pek çok kimsenin isminin yabancı isimler olduğunu ve Adige ismi alanların parmakla sayılacak kadar az olduğunu üzülerek görüyorum.

Oysa isimlerimiz geleneklerimizin,dolayısıyla tarihimizin bir parçasıdır.

Şu anda ciddiyetle iş edinip bu durumu düzeltmeğe kalkışsanız ancak yüz yıl sonra amaca ulaşırsınız.

Bu konu bizim umursamazlık gösterebileceğimiz kadar basit bir mesele değildir.

Adige Psalhe....Nalchik.

Çeviri:Ergün YILDIZ

Adige Kültüründe Gelenekler

Adige Kültüründe Gelenekler


Адыгагъэ (ADIGELiK) İnsan yaşamına , hayat biçimine yönelik olarak Adige töresinin koyduğu tüm kuralları kapsar.Adigelik insani özelliklerimizi,saygı ve sevgiyi,doğruluk,adalet, cömertlik cesaret ve insana dair benzer tüm erdemleri kapsar.

Адыгэ хабзэ (ADiGE TÖRESi) Adige toplumunun yaşayış biçimini, birbirilerine karşı ve cemiyete karşı ilişkilerini yükümlülüklerini düzenleyen kurallar toplamıdır. Düğün cenaze ve benzer toplantıların da ana kuralları xabzeye göre tayin olunur.

Батырыбжьэ ( BATIRIBJ’E ) Cemiyet ilişkilerine yönelik bir gelenektir. Örneğin bir kimse bir grubu çalıştırır, ot biçtirir veya odun kestirir veya benzer bir başka iş yaptırırsa grubun içerisinden en mahir ve çalışkan kişiye veya o grubun önce gelen bir bireyine x”uex”u (teşekkür) yapılarak bir bardak (veya kepçe) maksıme ikram edilir. Buna batırıbj’e adı verilir.Daha sonraları sadece bu koşullara bağlı olmaksızın önemli bir iş başaran, bir kahramanlık gösteren veya cemiyetin sevgisini ve takdirini kazanan kişilere verilen bu tür ikrama da batırıbj’e adı denilmeye başladı.

Башхуaпэ (BAŞHUAPE) Gelin alma geleneğinin bir parçasıdır. Yeni gelin bir süre sonra ailesini ziyarete geri [yasak]ürüldüğünde kaynı ve görümcesi gelini görmeğe giderlerdi. Ziyarete giden kişiler gittikleri yerdeki çocuklara verilmek üzere ayna,tarak,çorap,sabun ve benzer küçük hediyeleri bir sopaya takarak hazırlarlardı.Bu geleneğin adı Başhuape’dir.

Бэракъбла (BERAKBLA)Düğün geleneklerindendir. Nikah kıymaya gelen kafile ayrılırken bayrağa deri şapka,deri gömlek ,tülbent ,tarak,ayna vb küçük hediyeler iliştirilerek giden gruba verilirdi , bu bayrak hediyerlerle süslenmiş olarak aslında evlenecek oğlanın halası tarafından getirilirdi kız evine. Nikahtan dönen kafile bu bayrağı salimen döndükleri eve ulaştırmaya çalışırken kafileye rastlayanlar ise bayrağı ele geçirmeye çalışırlar, kafiledekiler böyle oyunlar ve eğlencelerle güle oynaya gidip dönerlerdi. Bu gelenek 1950-1960 yıllarına kadar devam etti,günümüzde çok seyrek olarak bu geleneğin uygulandığını görmekteyiz.

Гуф1апщ1э 1энэ (GUF’AP’Ş’E IANE ) Müjdeli bir haber , sevindirici bir bilgi getiren kişi eğer belirli bir yaşın üzerinde ise ona (guf’ap’ş’e) müjdeli haber için ödül olarak para veya benzer bir hediye verilmezdi. Bu kişi belirli bir yaşın üzerinde ise ona bir koyun (veya kişinin gücüne ve haberin önemine göre tavuk,kaz,hindi benzeri) kesilir güzel bir sofra donatılarak misafir edilirdi.

Псыхэгъэ. (PSIXEĞE) Yas ile alakalı eski bir gelenektir. Eskiden suda boğulan ve cesedi bulunamayan kişinin boğulduğu veya suya kapıldığı yere gidilir kadınlar o su kıyısında ağlayıp ağıt yakarken erkekler de dualar ederlerdi.

Гъэф1эж (ĞEF’EJ) Evlilikle ilgili bir gelenektir. Eski dönemlerde bir kız ile ailesinin izni olmadan kaçırılarak evlenilmişse aileler arasında husumet ve düşmanlık doğmaması için yaşlılar bir araya toplanarak iki tarafı barıştırmak için arabulucu olurlardı.Böyle zamanlarda damat belirlenen başlığın dışında olmak üzere gelinin anne babasına bir at veya bunun karşılığı para veya kıymetli hediye verirdi. Гъэф1эж (ĞEF’EJ)bu hediyenin adıdır. Anayurtta sovyet idaresinin kurulması ile birlikte gelenek ortadan kalkmıştır.

Гъуэгудэгъазэ (Ğuegudeğaze )Büyüğü ve misafiri yücelten bir gelenektir. Eskiden yolculuk esnasında bir misafirle karşılaşıldığında ona verilen değerin gösterilen saygının bir göstergesi olarak geriye dönülür ve,misafir teşekkür ederek geri dönülmesini isteyinceye kadar ona eşlik edilirdi.

Жьагъэхэх (J’AĞEHIEH)Eski düğün töresindendir. Evlenecek olan genç yanına arkadaşlarını da alarak dağdaki sürü çobanlarını dolaşırdı.Gittiği çobanlar geleneğe uygun olarak bir koyun verirlerdi ve bunun adına Жьагъэхэх (J’AĞEHIEH) denilirdi.Toplanan koyunlar düğünde gelen misafirin doyurulmasında kullanılırdı. Gelenek 1940’lı yıllarda ortadan kalktı.

Мэрем мэкъуауэ. (MEREYM MEK”UAUE) :Günlük yaşama dair gelenektir. Eskiden Başında aile reisi veya çalışabilir erkeği olmayan ailelerin ot ve ekinini biçmek için insanlar bir gün toplanır hep birlikte o aileye yardım ederlerdi. Bu geleneğin adı Mereym mek”uaue idi.

Iурыц1элъ (UıRIT’SELH)Düğün ile ilgili gelenektir. wuneyişe olarak adlandırılan yeni gelinin büyüklerle tanıştırılma merasimi sırasında gelinin dudaklarına yağ,bal ve şeker ile hazırlanmış bulamaç sürülür. Bunun anlamı yeni gelinin o ailede tatlı dilli mutlu ve huzurlu olması dileğinin ifadesidir. Gelenek günümüzde hala devam etmektedir.

Щыгъынгуэшыж ( ŞIĞINGUEŞIJ )Cenaze ve yas ile ilgili gelenektir. Bir kişinin ölümünden 1 yıl sonra onun elbiseleri ve silahları dağıtılırdı. O gün at yarışı yapılır ve kazanan kişiye giysilerin silah ve gereçlerin iyileri verilmek üzere ölen kişinin eşyaları dağıtılırdı.Bu gelenek günümüzde de devam etmekle birlikte uygulama biçimi değişmiştir. Günümüzde bu tür eşyalar fakir ve ekonomik yönden yetersiz olanlara veya din işleri ile uğraşanlara verilmektedir.

Шуук1э плъак1уэ (ŞUUK’E PLHAK’UE )Düğün ile ilgili gelenek. Düğüncü giden grup hızlı bir at üzerinde birisini de beraberinde [yasak]ürürdü . Kafilenin en arkasından gelen bu kişinin görevi düğün gelenekleri ve şakaları arasında yer alan şapka kaçırma gibi bir durumla karşılaşıldığında bu kişinin görevi yetişerek müdahale edip şapkayı geri getirmekti. Bu görevi yapan kişi Шуук1э плъак1уэ ( ŞUUK’E PLHAK’UE ) olarak adlandırılırdı. Gelenek 1930’lu yıllarda ortadan kalktı.

Уэкъулэ. (Wuek”ule )Cemiyet yaşantısına dair gelenektir. Bir kişi başına bir kaza bela veya felaket gelir,varlığını ve ekonomik gücünü kaybederse yolculuk azığını temin ederek bir arkadaşına gider ve insanlardan yardım beklediğini sözleri ile belli ederdi. O cemiyette bir yardım başlatılır ve gelip gidenler bu kişiye güçleri oranında destek olurlardı. Bu geleneğin adı Уэкъулэ. (Wuek”ule ) idi.

Фэц1ынэгъэт1ылъ (Fetsıneğet’ıl”h) Adige düğün geleneğindendir. Yeni gelin eve girerken kapı ağzına serilen yaş deri üzerine ilk adımı atarak durur daha sonra evin içerisinde alınırdı.İnanışa göre bu şekilde karşılanan gelinin yeni evindeki yaşamı o deri gibi yumuşacık olur,mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerdi.Gelenek günümüzde de uygulanmaktadır.

Тешанк1эгъэк1эрахъуэ ( TEŞANK’EĞEK’ERAH”UE )Gelini arabaya bindirip ayrılırken gelini [yasak]ürenler gelin arabasını sağa doğru yürüterek evin önünde üç tur attırmak için çalışırlardı. Kız tarafından olanlar ise arabayı sol tarafa doğru sürmek için uğraşır diğer tarafın karşısına geçerlerdi.Burada inanışa göre gelin arabası sağa doğru yönelirse yeni evde erkeğin sözünün,tersi olursa kadının sözünün geçeceğine işaret sayılırdı.Tamamen güce dayanan bir mücadele,bir oyun olan bu gelenek zaman zaman kavga ve tatsızlıkla son bulurdu.Gelenek zaman içerisinde yokoldu.

Тешэрып1апщ1э ( TEŞERIP’AP’Ş’E )Çok eski dönemlerde olan bir gelenektir. Prens evlendiğinde gelin bir soylunun evinde bir yıl süre ile kalır daha sonra prensin evine gelirdi. Prens gelini bir yıl süre ile ağırlayan soylu aileye kendi hizmetindeki bir hizmetkar aileyi ve gelini getirdikleri atları hediye ederdi. Bunun adı Тешэрып1апщ1э ( TEŞERIP’AP’Ş’E ) idi.

Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) Düğün geleneklerindendir. Düğün kafilesi dönerken düğünün sahibi aile düğüncüler için yiyecek ve içecekler hazırlatarak köye yaklaşmakta olan kafileyi karşılatır ve köyün girişinde yenilir içilir daha sonra köye girilirdi. Bu şekilde düğün kafilesini karşılamak üzere gönderilen yiyecek ve içeceğin adı Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) idi.Gelenek artık uygulanmamaktadır.

Нысащ1эзэгуэгъэп ( NISAŞ’EZEGUEĞEP )Eskiden Adigeler geline bir yıl süre ile iş dışarı işi yaptırmazlarmış.Bu sürenin sonunda geline önce su getirme işi verilirmiş,gelin suya giderken yanına tarak,ayna,tülbent,toka vb. küçük hediyeler alır bunları yolda karşılaştığı insanlara hediye edermiş.Bu,insanların yeni gelinle ilk karşılaşmalarında “ boş kova ile karşıladı ” denilmemesi için yapılırmış. Yeni gelinle su getirirken karşılaşan kimselerin suyu döküp gelini yeniden suya gönderme hakları varmış gelenek gereği.Bu şekilde gelinin sabrı sınanır suyu getirinceye kadar gelinin defalarca geri döndürüldüğü olurmuş. Gelenek 1930 – 1940 arası yıllarda ortadan kalktı.

Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] )Söylencelerde bahsedildiğine göre bir zamanlar psıj nehrinin doğduğu yerde bir ev varmış ve Adigeler toplantılarını bu evde yaparlarmış.Bu evin yanında, üzerinde at ayağı ve köpek ayağı işaretleri olan bir büyük taş varmış.Toplantı taşı olarak adlandırılan bu taşın bir bölümündeki delik insanların doğru söyleyip söylemediklerini anlamak için kullanılırmış.İnanışa göre insan ne kadar şişman olursa olsun eğer doğru söylüyorsa bu taşın deliğinden geçermiş,eğer yalan söylüyorsa insan zayıf olsa bile geçemez o delikte sıkışır kalırmış.İşte bu taşın adı Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] ) toplantı taşı olarak söylencelerimizde yer alır.

Мысостей бжьищ. ( MISOSTEY Bj’iŞ’ )Davet ve şölen sofrasında uygulanan gelenektir. Geç kalan ve sofraya oturulduktan sonra gelen kişiye peşpeşe üç kadeh içki içirilir. Мысостей бжьищ. ( MISOSTEY Bj’iŞ’ ) bu içkinin adıdır.Geleneğin başlangıcı olarak farklı olaylar anlatılır, fakat gerçeğe en yakın olanı şudur : 18 yüzyılda büyük Kaberdey toprakları Pşı Hatokhşokue , Pşı Mısost , Pşı Janbolet’in kontrolündeymiş. Toprağı ve idareyi paylaşamayan bu üç prens sürekli çatışırlar onların mücadelelerinde suçsuz insanlar zarar görür can verirmiş. Sonunda bu duruma son vermek üzere halkın ileri gelenleri toplanarak prensleri barıştırıp anlaştırarak sulh etmeye karar vermişler.Pşı Mısost’un evinde toplanılmış , barışmanın şerefine sofraya üç kadeh içki konulmuş fakat pşı hatokhuşokue ve ve pşı janbolet içkilerde zehir olabileceği şüphesi ile içmekte tereddüt etmişler; bu durumu farkeden pşı Mısost onların bu şüphesini ortadan kaldırmak için her üç kadehi de arka arkaya alıp içmiş. Sözcük dilimize ve geleneğimize buradan girmiştir.
Şk’ax”ue Tıx’ - Шк1ахъуэ тыхь : Eski Adige geleneğidir.Yılın topraktan ayrıdığı gün (23 mart Adige yeni yılı) köydekiler birleşerek köydeki sığır çobanına bir dana hediye ederlerdi yeni yıl hatırına.

Psıxeplhe - Псыхэплъэ : Evlenme çağındaki kızlartoplanır kepçeye su doldurarak gözlerini kırpmadan suyun içine bakarladı.Bu şekilde, evlenecekleri gencin suretinin suda belireceğine inanırlardı.

Zek’uj ıAne -Зэк1уж 1энэ : Eski Adige geleneğidir.Aralarında kan olan iki aile barıştırılırken hatalı görülen aile ziyafet düzenlerdi.Aile bu ziyafette ne kadar harcama yapacağını köy mahkemesinin tayin ederdi.

Quaje dexu - Къуажэ дэху : Eski Adige geleneğidir.Köyde hırsız ahlaksız,kurallara uymayan veya köyün tümünü mahçup edecek davranışta bulunan birisi olduğunda köylüler toplanır o kişinin artık köyde yaşayamayacağına karar verirlerdi.Karar alındıktan sonra o kişi köyden kovulurdu.

Vak’ueyix’ej tx’alheıu -Тхьэлъэ1ук1э –(вак1уэихьэж Тхьэлъэ1у ц1ык1у.

Tarlaların sürülme işi bittikten sonra o işte çalışanlar dışında hiç kimsenin katılmadığı bir dua yapılırdı.Herkes birer kaden maksıma alırdı ve x”uax”ue yaparlardı.

Arazide yapılan barınağın önünde herkes içkisini içtikten sonra, ellerindeki kadehleri(bardakları) kaldıkları geçici barınağın üzerinden aşıracak şekilde geriye atarlardı.

Daha sonra kafile birlikte köye döner Çift sürme kurbanı keserlerdi.

Şexex - Шэхэх : İnsanın vücudunda kalan kurşunu,oku veya saçmayı çıkartan çok usta cerrahlara o dönemde Şexex denirmiş.

Ş’ığın Gueşıj - Щыгъын гуэшыж : Eski Adige geleneğidir.Bir insanın elbiseleri ve silahları onun ölümünden bir yıl sonra dağıtılırmış.Genellikle At yarışında kazanan usta biniciye bu eşyaların en değerli olanı verilirmiş.

Günümüzde de bu gelenek mevcuttur, fakat eskiye göre oldukça değişik bir biçimde uygulanmaktadır.Şimdilerde giysiler dağıtılmakta onlar da daha çok din görevlilerine veya köyün fakirlerine verilmektedir.

J’egu paş’x’e tıx’ - Жьэгу пащхьэ тыхь : Bu gelenek özel bir güne mahsus olmayıp,ailede mutlu bir olay olduğunda kutlandığında et pişirilen su veya et pişirilen yağ ocak ateşinin etrafına çepeçevre dökülür “Allahım rızık ve mutluğu ailemizden ek[yasak] etme” denilerek dua edilirdi.

Leğune Maf’e - Лэгъунэ маф1э : Eskiden Adigeler yeni geline bir yıl süre ile iş yaptırmazlarmış.Yeni gelinin iş yapmaya başladığı ilk gün sülalenin kadınları onu evin büyük odasına alırlarmış,En yaşlı kadın gelini ocağa [yasak]ürür çepeçevre gezdirdikten sonra ocaktaki ateşi yakarak “Allahım bu ocakta sonsuza kadar ateşi söndürmesin,bereketi ve doğumu senden eksiltmesin” der,dua edermiş.

Yaj’e tewude - Яжьэ теудэ : Eski tedavi yöntemidir.Hamile kadının doğumu uzadığında,ebe ocaktaki külü alır hamie kdaının karnına döker, sürer “tanrı tez zamanda ayırsın sizi” diyerek dua edermiş.

Vağebdzume X”uex”u - Вагъэбдзумэ хъуэхъу Vağebdzumeabanın bir seferde çevirdiği toprak dilimi)

Tarla sürmeye çıkıldığında ilk gün toprağa ilk saban köyden birisine sürdürülür,bunun bereket getireceğine inanılırdı.Bu ilk saban vuruluşunda Çift süren gruptaki tx’amade bir kepçe maksıma doldurur ve bolluk bereket için dua ederek içerdi.

Daha sonra ilk sabanı sürmesi kararlaştırılan kişiye sabanın sapı tutturulur ve başlangıç yaptırılırdı.

Qamexet’e - Къамэхэт1э : Adige düğün geleneğidir.Gelini getiren grup bahçe kapısından içeri gireceği sırada orada bulunan ve kafileyi karşılayan gruptan bir genç kamasını çıkartarak bahçe kapısının girişine yere saplar.Grup orada durur ve içeriye girmek için o kamanın saplandığı yerden çıkartılmasını bekler.Kamayı yerinden çıkartabilmek için öncelikle kamanın sahibi gence içecek ve yiyecekler ile ikramda bulunulur ve ancak ondan sonra kama çıkartılabilir;daha sonra ise kafile bahçeden içeri girerek gelini getirir.

Wuane Cıde - Уанэ джыдэ : Sefere çıkarken veya uzak yola giderken Adigeler ateş için odun kesmek gibi işlerde kullandıkları ve eyerlerinin kenarına bağladıkları küçük baltalar gezdirirlermiş.Bu küçük baltaların adı (wuane cıde – eyer nacağı) imiş.

Psıxedze - Псыхэдзэ : Kuraklık olduğunda köyde dedikodusu yapılan bir kadının ayakkabısının teki çalınır,bir sopanın ucuna sıkıca bağlanan ayakkabı köydeki suyun (dere-ırmak,göl vb) ortasında bir yere saplanırmış. Daha sonra hakkında dedikodu yapılan o kadın sürüklenerek getirilir giysileri üzerinde olduğu halde suya atılır iki üç kez suya batırıldıktan sonra topluca dua edilerek dağılırlar,bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

X”ump’ets’egığue Qute - Хъумп1эц1эджыгъуэ къутэ :Kuraklık olduğunda karınca yuvasını bozarak üzerine su dökerlermiş,bir kısmı da yuvayı hiç bozamadan üzerine su dökerler ve bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

Jııak’ue - Жы1ак1уэ : Köyün veya ailenin bir mesele için elçi veya aracı olarak görev verdiği gruptan ilk konuşmak üzere seçilmiş olan kişidir. Bu kişi aklı başında ağzı laf yapan ve oturup kalkmasını bilen birisi olmak zorundadır.Bu tür elçi seçme daha ziyade adam öldürme olaylarından sonra tarafları barıştırmak için,cenazelerde,başlık parası almak için gidilirken vb. durumlarda olur.

Pşşı xuepsix - Пщы хуепсых : Eskiden Pşı (bey,prens) bir yerde dururken atlı birisi gelirse,atını durdurarak iner ve atın gemini tutarak pşı’nın yanından yaya geçerek ona saygısını gösterirmiş.Daha sonra yeniden atına biner yoluna devam edermiş.

Max”tabu - Махътабу (нахътабу. Eski bir gelenektir,köyün sürüleri dağdan indiği zaman sürü çaobanlarının başındaki kişiye görevini hakkıyla ve ek[yasak]siz yaptığı için ücreti ile orantılı olarak ya bir at,veya onun karşılığı para verilirdi.Bu şekilde verilen para veya atın adına “Mahktabu(Nahktabu)” denilirdi.

Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ. Düğün alayı gelini alıp ayrılırken,gelin tarafından olan gençler çıkışı kapatır çeşitli hediyeler almadan gelin alayının çıkmasına izin vermezlerdi,bu hediyeler de genellikle yiyecek şeyler ve içki olurdu.

Bu geleneğin adı “Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ” veya bir başka ifade edilişi ile “Kuebje ıUxıp’ş’e – куэбжэ 1ухыпщ1э” denilirdi.

Günümüzde hala yürürlükte olan bu gelenkte içki ve yiyecek yanısıra para alındığı da olmaktadır.

P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП. Toplumsal yaşama yönelik bir gelenektir.Din kurslarında okuyanlar daha ziyade fakir çiftçilerin çocukları olduğu için zaman zaman eğitim dönemi bitmeden öğrencilerin erzaklarının bittiği olurdu.Bu durumda köyden veya o cemiyetten çeşitli gıdalar toplanrak getirilir ve öğrencilerin ihtiyacı karşılanırdı. Bu tür gıda ve erzak toplamanın adı “P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП”idi.

Adige Kültüründe Babanın Rolü ve Konumu

Adige Kültüründe Babanın Rolü ve Konumu


Aile reisi olan baba aile fertleri için vakur ve şefkatli bir amir ve eğitmen konumunu daima muhafaza eder. Bütün aile fertleri de kendisine karşı hürmet ve tam bir bağlılık gösterir. Onun her emri itirazsız yerine getirilir. Karısına karşı durumu da eşitliğe saygı ve riayetle kendisini gösterir. Çünkü kadın ile erkek arasındaki eşitlik birbirine benzemek, karı ile kocanın faaliyetlerinin tamamen eşit olması gibi bir eşitlik değil, haklara saygı şeklindedir.

Eşine karşı daima kendi hakkını savunmak, aşırı merak gibi rahatsız edici durumlar aile hayatında görülmediğinden, karı ile koca arasındaki gerçek eşitliğin birbirini sevmek, birbirine saygı duymak, sevinç ve üzüntülerini, ümitlerini paylaşmak olduğunu; kendi hayatını tam bir serbestlik içinde yaşamak olmadığını iyi bilirler. Çerkeslerde diğer bazı müslüman toplumlarda görülen çok eşlilik yoktur. Tarih boyunca da örneğine rastlanmamıştır.Çerkeslerde kadına saygı çok önemlidir. Hatta kadın evlendikten sonra da kendi soyadını muhafaza eder. Kocası eşini adı ile çağırmaz. Kendi soyunun ismi ile çağırır. Kadına soyunun ismi ile hitap etmek Çerkeslerde bir saygı belirtisidir. Asıl adı ile çağırmak teklifsizlik, laubalilik olarak algılandığından, kadının akrabalarından olmayan yabancılar da kadına soy adı ile hitap ederler.

Babanın huzurunda aile fertlerinden karısı ile kızından başka kimse oturamaz. Diğerleri saygı ile ayakta bekler. Karısı bile bir çocuk sahibi oluncaya kadar oturamaz. Karısı da dahil olmak üzere hiç bir aile ferdi baba ile birlikte yemek yiyemez. Huzurunda ayrı olarak da yiyemez. Baba su içerken karısı ve kızı saygı belirtisi olarak ayağa kalkarlar.

Harem dairesinde vakit geçirmek, kadınların etkisinde kalmak gibi haller bir küçülme belirtisi olarak kabul edildiğinden ve kadınlarla konuşup oturmak, mertliğe aykırı bir davranış olarak algılandığından, baba çoğu zamanını misafir odasında geçirir. Orada yemek yer. Ancak geceleri, dinlenme zamanı yatak odasına geçer. Sabahları tekrar misafir odasına çekilir. Baba küçük çocuklarını öpüp okşamaz, kucağına almaz. Sevginin sözde değil kalpte olduğunu bildiğinden aile fertlerine karşı olan sevgisini yılışık bir şekilde açığa vurmayı kibarlığa aykırı görür. Fakat narin vücudu, ince kalbi nedeni ile sevgi, şefkat ve himayeye muhtaç gördüğü kızlarını evinde misafir olarak kabul ettiğinden baba, kız çocuklarına karşı daha anlayışlıdır. Erkek çocuklarına karşı olan tavrı ise bir öğretmenin öğrencisine olan tavrı gibidir. Onunla yüz göz olmaz, senli benli olmaya asla meydan vermez. Bütün çocuklarına ismi ile seslenir. Yavrum, ciğerim canım gibi uygunsuz deyimler kullanmaz. Baba erkek çocuk üzerine titremez. Aksine şahsiyet sahibi yetişmesi için onu serbest büyütür. Çerkesler çocuktan körü körüne itaat istemenin çocukların ruhunu öldüreceğini, korku ve dehşetin daima çocukta faaliyeti azaltan bir çöküntü hali meydana getirceğini bildiklerinden eğitimin bu önemli ögesine her milletten daha fazla özen gösterirler.

Aile reisi olarak baba mal ve mülkü istediği gibi kullanır. Fakat bu hak, yetişkin kardeşi ve çocuklarının at ve silahları, kadınların özel malları gibi şeyleri kapsamaz. Bu malların kullanılmasının gerekmesi durumunda sahibinin haberdar edilmemesi, malın sahibinin kişisel özgürlüklerine tecavüz ve saygısız bir hareket olarak kabul edilir.