21 Mayıs 1864, bir avuç toprağı dahi bulamadan kendilerine Karadeniz' in engin sularını mezarlık edinen bir halkın dramıdır.

Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Setenay Çiçeği

Setenay Çiçeği


Birgün Nart kadını Setenay Guaşe Psıj'in kıyısına gitti. Orada yeşil dalları ırmağın üzerine eğilmiş uzun söğüt ağacının yanında olağanüstü güzellikte bir çiçek gördü. Işıl ışıl öyla parlıyorduki Stenay Guaaşe gözlerini alamıyordu. Sanki beyaz yaprakları sabah güneşinin parlak ışıklarında yıkanıyordu.

Setenay Guaşe çiçeği alıp götürdü ve evinin önüne dikti.

Ertesi sabah hemen çiçeğin yanıuna giden Setenay Guaşe onu tanıyamadı; dermansız düşmüş yaprakları buruşmuştu.

Çok üzüldü Setnay Guaşe.



Tekrar Psıj'in kıyısına gitti ve yine aynı çiçeği buldu, getirip evinin önüne dikti.

Fakat o da soldu!

nart kadını bu harika çiçekler onun yüzünden öldüğü için üzülüyordu.

Setenay Guaşe üçüncü kez ırmağa gitti. Bütün gün aynı çiçeği aradı. Sonunda akşama doğru onu buldu, yine evinin önüne dikti ve yatmaya gitti.

O akşam rüzgar gökyüzünde bulutları hareketlendirdi. Şimşek çaktı, gök gürledi ve ılık bir yağmur yağmaya başladı. Setenay Guaşe'nin kalbi sıkıştı: "zavallı çiçek, yağmur seni öldürecek!"

Sabaha doğru hava sakinleşti. İnsanın tenini okşayan bir güneş çıktı. Setenay Guaşe gözlerine inanamadı: Çiçek ışıldıyordu!

-Su çiçeğin canını kurtardı, diye bağırdı. -Su can gibidir.

Derlerki, insan ilk kez o zaman anladı suyun yaşam gücünü. Bu çiçek şimdi de Nart toprağında yetişiyor ve güzelliğiyle göz alıyor. Ona "Setenay çiçeği" diyorlar...

TLEPŞ İLE JIG (ÇIGH) GUAŞE

TLEPŞ İLE JIG (ÇIGH) GUAŞE


Nartların tüm siparişlerini bitiren, yapacak bir işi de kalmayan Tlepş,çok sıkılmış, bunalıma düşmüştü;sonunda, Seteney guaşe’ye gidip danışmaya karar verdi.

-Seteney guaşe,-dedi.-Sıkılıyorum,yapacak bir işim de kalmadı.Anlayacağın bir boşluk içindeyim.Bütün işlerimi bitirdim,bir iş olsun sipariş getiren de yok.Bilgelerin bilgesi ,ne yapmalıyım, bul bana bir çare!..

-Nasıl bir çare bulayım ki sana,-diye telaşlandı Seteney guaşe.-Nartlara silah,Nartlara orak yaptın.Her kim ne istediyse yaptın verdin.Durum dediğin gibiyse,düş yola,dolaş dünyayı ,gör başka yerlerde neler olup olmadığını, getir Nartlara bulduğun her şeyi. Tha’nın** ilenci üstünde değilse,bulabilirsin bir şeyler .

-Dünyayı dolaşayım,ama neden?

-Bir nedeni olmayabilir .Ama sen yine bir çift ayakkabı yap, düş yola.Çift sürenin ,hayvan güdenin dostusun,aç bırakmazlar seni hiçbir yerde.

Tlepş çelikten bir çift ayakkabı yaptı ve yola koyuldu.Aylık yolu günde,yıllık yolu da ayda alırdı,o denli hızlı yürürdü;karşısına bir dağ çıksa sıçrar aşar,ırmak çıksa atlar geçerdi.Gide gide,yedi ırmağı aşıp sonunda, bir koca denize ulaştı.Yüzlerce ağacı söküp budadı ve birbirine bağladı,bunu köprü yapıp üzerinden yürüyerek denizi geçti.Karşı kıyıda,aralarında eğlenip duran,her biri birbirinden güzel bir grup kız gördü.Tlepş şaşırıp kalmıştı bu görünüm karşısında, ama hiçbirine bir türlü dokunamıyordu,tutmak istedikçe elinden kayıp sıyrılıyorlardı, o denli kaygandılar.Kovalamakla olacak gibi değildi.Sonunda:

-Ne olur,kim olduğunuzu söyleyin bana.Bu yaşıma kadar sizin gibisini görmedim. Şimdiye değin kimse kırmadı beni,ne olur,söyleyin bana kim olduğunuzu,-dedi kızlara.

-Bizler Jığ Guaşe’nin*** perileriyiz,-dediler kızlar.-Tanrıçamıza konuk olursan, sevindirirsin onu,ağırlar seni.

-Peki,gidelim öyleyse,-dedi Tlepş ve kızların peşine düştü.Sonunda ağaç mı desem,insan mı desem, ne olduğu belli olmayan bir ağaçla karşılaştı.Tırnağı yerin derinliklerinde ,saçları göğün bulutları arasında, elleri insan elini andıran,yüzü altın ve gümüş gibi parıldayan güzeller güzeli Jıg Guaşe ile karşılaştı.Jıg Guaşe,Tlepş’i güleryüzle karşıladı,yedirdi içirdi ve yatmasını sağladı.Gece yarısı Tlepş yatağından kalktı ,doğruca Jıg Guaşe’nin yanına gidip “beraber olalım” dedi .

-Nasıl olur ?-diyerek karşı çıktı Jıg Guaşe,-Ben bir tanrıçayım,şimdiye değin erkek eli değmedi bana .

-Olsun,ben de “Tha” (tanrı) soyundan gelmeyim,-diye yürüdü üstüne Tepş ve sonunda karı koca oldular.

Guaşe bu birliktelikten memnun kalmış olmalı ki,”Kal burada” diye yalvardı Tlepş’e .

-Hayır,kalamam.Dünyanın en son ucuna değin gidip yeryüzündeki bilgileri Nartlara götürmeliyim,-diye geri çevirdi Tlepş, Jıg Guaşe’nin ricasını.

-Yapma Tlepş,bilim ve bilgi istiyorsan bende, veririm sana ,ayaklarım yerin derinliklerinde,yerin altında olan her şeyi bilirim,başım gökte,gökyüzündeki her şeyi de bilirim.Dünyanın ucu diye bir yer yok,-dediyse de Jıg Guaşe,Tlepş’i döndüremedi yolundan.

-Yeryüzünün ucunda hiç bir şey yok,gitme Tlepş.Ben sana gökyüzündeki yıldızları getirir,yer altındaki her şeyi de avuçlarının içine koyarım,-dedi Jıg Guaşe yeniden Tlepş’e.

Ama Tlepş,Jıg Guaşe’yi dinlemedi,yoluna devam etti.Çelikten ayakkabıları parmak uçlarına,bastonu avuç içine,şapkası aşınıp kulaklarına inene değin dolaşıp durdu yeryüzünde.Ama dünyanın ucuna ulaşamadı bir türlü.Sonunda çaresiz Jıg Guaşe’nin yanına döndü ..

-Ulaşabildin mi dünyanın en son ucuna?-diye sordu Jıg Guaşe.

-Hayır,ulaşamadım.

-Peki ne buldun?

-Hiçbir şey.

-Peki ne öğrendin?

-Dünyanın ucu diye bir yer bulunmadığını öğrendim.

-Daha başka?

-İnsan vücudunun çelikten daha pek,daha dayanıklı olduğunu öğrendim.

-Daha başka?

-Bir başına yolculuktan daha kötüsünün olamayacağını da öğrendim.

-Hepsi de doğru bu söylediklerinin,-dedi Jıg Guaşe.-Peki Nartlar için ne getirdin?

-Hiçbir şey.

-Bu kadarı için bütün bir dünyayı dolaşman gerekmezdi.Dinleseydin beni, yaşam boyu Nartlara yetecek kadar bilgi ve beceri sunardım sana. İnatçısınız, kibirlisiniz siz Nartlar.İşte, bu inadınızın kurbanı olacaksınız sonunda.Al, çok bile bu sana ,-diyerek güneş gibi parıldayan ışıktan bir bebeği uzattı Tlepş’in eline.-Bu senin oğlun,götür yanında bunu da.Bendeki bilgi ve yetenekler onda da var.Büyüdüğünde görürsün onların ne olduğunu .

Tlepş bebeği alıp evine döndü.Bebek ilk konuşmasında :

-Gökyüzündeki şu Samanyolu’nu görüyor musunuz?-diye sordu Nartlara.

-Görüyoruz.

-Öyleyse,onu iyi belleyiniz,sefere çıktığınızda ya da dönüşünüzde yolunuzu ışıldatan o olursa,yolunuzu şaşırmazsınız,-dedi .

Olağanüstü bir çocuk bu,ileride bize önder olabilecek birine benziyor,çok özenerek büyütmeliyiz onu,-diyerek Nartlar , yedi kadını çocuğun bakımı için görevlendirdiler.

Ama bir gün, çocuk oynayıp dururken sessizce bakıcılarının gözünün önünden uzaklaşıp kayboldu.Kadınlar telaşla her yerde aradılar onu ,ama bir türlü bulamadılar.

Nartlar da at binip aradılar çocuğu dört bir yanda.Ama ne gören,ne de duyan birine ulaşamadılar .

-Annesinin yanına gitmiştir,-diyerek Tlepş’i Jıg Guaşe’nin yanına gönderdiler. Ama oraya da gitmemişti.

-Ne yapmalıyım,nedir çaresi bunun?-diye sordu Tlepş,Jıg Guaşe’ye.

-Çaresi yok bunun,Tlepş.Zamanı gelince kendi döner.Ne zaman döneceğini de tanrı bilir.Umarım siz sağken döner,yoksa felaket,sonunuz geldi demektir,-dedi Jıg Guaşe.

Tlepş çaresiz,boynu bükük geri döndü.

*(Bu Kabartay tekstini T’alib Kodzoko’dan yazıya aktaran Zavır Nalo,Nalçik’te yayınlanan ”Adıghe orıvuatexer”,s.72-73,adlı yapıttan aktaran da Asker Hadeğal).Çev.C.Yıldız

**Tha-Adıge mitolojisinden en büyük tanrı-ç.n.

**Jıg (Jıgh) Guaşe-Adıge mitolojisinde yer alan Ağaç Tanrıçası-ç.n)

Akanda

Akanda

Vaktiyle güzel bir Adige kizi varmis. Adi Akanda imis. Güzel , akilli , hünerli bir kizmis.Is yapmasini , yerli yerinde konusmasini
bilirmis. Bu , görgülü adet bilen kiza herkes hayranmis.

Akanda , güzel akilli oldugu kadar da , gururlu bir kizmis. Öyle hemen önüne ilk çikana gülüp gönül verecek biri degilmis. Bir gün Akanda'nin köyünde bir dügün olmus. Bu dügüne uzak biryerden , Haus isminde bir delikanli gelmis. Haus , zengin ama sonradan görme bir ailenin çocuguymus. Çok gururluymus , kimseyi begenmezmis. Güzel giyinir , herkese tepeden bakarmis. Geleneklere uymaz , diledigi gibi hareket edermis.

Haus , Akandalar'in köyüne geldiginde de öyle yapmis. Eger takimi gümüs tokalarla süslü güzel atindan inmeden köye girmis.Kamçisini saklatarak dügün yerine gelmis. Gözü hemen Akanda'ya takilmis. Yanindaki birine ; ''Su siranin basindaki kiz kim?'' diye sormus. Bir yolunu bulup Akanda ile konusmus. ''Seninle evlenmek istiyorum'' demis. Akanda ; ''Ben geleneklere uymayan biriyle evlenmem'' diyerek , Haus'un teklifini reddetmis. Gururlu Haus çok kizmis. ''Seni kaçiracagim!'' demis. Akanda da sert cevap vermis: Karsimda beni kaçirabilecek bir yigit göremiyorum!'' demis. Yürüyüp gitmis. Haus , daha dügün bitmeden Akandalar'in köyünü terketmis.

Haus , bir süre sonra kendisi gibi adet bilmez iki arkadasiyla silahlanip yola çikmis. Niyeti Akanda'yi kaçirmakmis. Akandalar'in köyüne yaklastiklari sirada , yolda yasli bir adama rastlamislar. Adamcagizin ati , kendisi gibi yasliymis. Bir kulagi ke[yasak] , bir ayagi topalmis. Aksayarak yürüyormus.

Haus , ihtiyara takilmis: ''Dede , bu atla öbür dünyaya mi gidiyorsun?'' demis. Ihtiyar , ''Öyle evlat! Bundan sonra bizim gidecegimiz yer orasi'' diyerek karsilik vermis.

Haus , ihtiyari rahat birakmamis. ''Dede! Biz kiz kaçirmaya gidiyoruz. Sen ahiretlik atinla yavas yavas gel. Dönüste bizi karsilarsin.'' demis. Atini kamçilamis.

Ihtiyar , üç delikanlinin arkasindan bagirmis. ''Kimin kizini kaçiracaksiniz?'' demis.

Haus;
''Babasini tanimiyoruz. Ama kizin adi Akanda'' diyerek karsilik vermis.

Üç genç , yasli adami toz duman içinde birakarak atlarini dörtnala sürmüsler. Ancak , aradan yarim saat bile geçmeden ayni hizla geri dönmüsler. Ihtiyara yaklasinca durmuslar. Haus; ''Dede! Sen hala yolda misin? diyerek , yasli adama yeniden takilmis.

Ihtiyar; ''Ne yapayim evlat! Atim bu kadar gidiyor'' demis. Sonra o sormus: ''Hani kaçirdiginiz kiz?'' demis.
Haus , Akandalar'in köyünde gençlerin silahla talim yaptiklarini. Su anda Akanda'yi kaçirmanin mümkün olmadigini anlatmis. Baska birgün geleceklerini söylemis.

Ihtiyar gülmüs:

''Bak oglum!'' demis. Sen belki Akanda'yi kaçirabilirsin. Ancak , o seninle yasamaz.

Haus merakla sormus:

''Neden?''

''Ben Akanda'nin babasiyim. Benim kizim adet , gelenek bilmeyen bir adami koca olarak kabul etmez de onun için.''

Haus aptallasan bir suratla bakarken , ihtiyar kalpagini düzeltmis. Atinin dizginini çekerek , kamçisini saklatmis. Topal hayvan tek kulagini dikmis. Arka ayaklari üzerine kalkarak sahlanmis. Ok gibi ileriye firlamis. Haus ve iki arkadasi arkasindan bakip kalmis.

Haus , o günden sonra , degil Akanda'yi kaçirmak bir daha insan içine çikamamis...

Yasak Aşk- Athsan Ruslan

Yasak Aşk- Athsan Ruslan


Bir arkadaşım var. Kendisi çok iyi bir araştırmacı ve usta bir yazardır.

Bu arkadaşımın Adige tarihi üzerine bir dinletisine gitmiştim.Pek çok kişi gelmişti onu dinlemek için.Hatta aralarında Adige kıyafetleri ile gelenler bile vardı.

Bir büyük gün sanırdınız o kalabalığı gördüğünüzde.Halkımızın uyanışından aldığım cesaret ve mutlulukla gelenleri izliyor insanların yüzlerine gözlerinin içine bakıyor etrafı seyrediyordum sürekli.

Hemen yanımda arkadaşımın eşi oturuyordu.Onun davranışlarında bir huzursuzluk sezinlemiştim.

Önceleri onunda ben gibi bu büyük kalabalıktan etkilendiğini huzursuzluğunun bu heyecandan kaynaklandığını düşünmüştüm, fakat yanıldığımı çok geçmeden anladım.

Farkettirmeden onu izlediğimde biraz ilerimizde oturan genç ve temiz yüzlü bir kadına sürekli baktığını ve her geçen dakikada onun öfkesinin giderek arttığını farkettim.

Bir an yüreğimde bir acı ile onun baktığı bu kadının arkadaşımın sevgilisi olduğunu veya enazından kadının böyle düşündüğünü ve o yüzden de böylesine öfkelendiğini hissettim.

Böylesi anlarda kıskanan kadının neler yapabileceğini tahmin ettiğim için,arkadaşım şimdi rezil olacak, milletin diline düşecek diye telaşlanıyorum bir an.

Arkadaşımın eşinin yüzü her geçen dakika daha çok asılıyor,öfkesi daha çok kabarıyor.Şimdi o bir dişi arslan gibi sanki bir anda ileri atılıp karşısındakini parçalayacak sanırsınız.

Nefes alıp vermeleri o kadar hızlanıyorki ,bir an ciddi ciddi korkmaya başlıyorum onun bu halinden kadıncağız dizginlenemez bir hırsla burnundan soluyor otuduğu yerde.

Diğer kadın ise kendini dinletiye kaptırmış herşeyden habersiz öylece oturuyor yerinde.

Ben de telaşla bu duruma bir çare arıyorum ama aklıma hiç bir çözüm yolu gelmiyor o an.

Hemen bir şeyler yapmak gerekiyor,ama ne ?

-O yalan – dönüp fısıldıyorum yanımdaki kadının kulağına.

-Nedir yalan olan?- arkadaşımın eşi öyle bir bakıyorki ,beni ilgilendirmeyen bu işe burnumu sokmama pişman edercesine sanki bakışları ile bir tokat patlatıyor suratıma.

Onun bakışından – sen de arkadaşından daha iyi birisi değilsin – anlamı çıkartıyorum.

Arkadaşımın eşi bir an, çalışmaktanmı yoksa öfkedenmi bilmediğim nasırlı ve kızarmış avuçlarına bakıyor ellerini inceliyor,sanki diğer kadının çenesine dayadığı bembeyaz ve yumuşacık elleri ile bir kıyaslama yapıyor gibi.

Sonra bir anda hiç ummadığım şekilde toparlanıyor .Anlıyorumki gözpınarlarına yürüyen gözyaşlarını gizlemeye çalışıyor zavallı kadın.

Tam o esnada arkadaşım eski zaman Adige kadınının ahlak ve namus anlayışı üzerine bir bölüm okumağa başlıyor.

Arkadaşımın eşi gözucuyla diğer kadına bakarak kırgın bir ses ile söyleniyor –şimdikiler de öyleler-

Diğer genç kadın okunanlardan etkilenmiş gibi başını önüne eğiyor hafifçe,sanki bir an ellerinin titrediğini farkediyorum.

Dinleti bitmişti. Fakat hala konuşmak isteyen dinleyiciler arkadaşımın etrafını sarmış onu bırakmıyorlardı bir türlü.

Arkadaşımın eşi de kocasını kalabalığın arasından çıkartabilmek, bir an önce buradan [yasak]ürebilmek için o tarafa yanaşıyor yavaş yavaş.

Ben onları beklemeden hemen gitmeye karar verdim,bir taraftan da bu akşam arkadaşım ve eşi arasında olması muhtemel bir münakaşaya tanık olmayayım diye düşünüyorum.

Çıkış kapısına doğru ilerlediğimde arkadaşımın eşinin bütün gece öfke duyduğu diğer kadının orada beni beklediğini gördüm.

Kadın yanıma geldi ve selam vermeye bile gerek duymadan doğrudan bir soru yöneltti bana

-Onun eşi yanında oturan kadınmıydı?-

Hayatımda görmediğim,tanımadığım kadının damdan düşer gibi sorduğu bu soru karşısında ne diyeceğimi şaşırıyorum bir an. İşte o an arkadaşımla bu kadının arasında bir şeyler olduğundan ve arkadaşımın eşinin buna boş yere diş bilemediğinden emin oluyorum gerçekten.

Sanırım aramızdaki arkadaşlıktan haberdar olduğu için doğrudan yanıma geldi.-kadına bak sen, adını bile söyleme gereği duymadı- diyerek kendi kendime bunları düşünürken kadın sanki düşüncelerimi okumuş gibi –lütfen beni ayıplama- diyor ve devam ediyor –arkadaşlığınızı bildiğim için bundan cesaret alarak yanına geldim.Beni evime bırakamazmısın acaba ?...

Ben şaşkınlıkla kadına bakıyorum bir an, onun bu ricasını arkadaşımın nasıl karşılayacağını düşünerek ona doğru dönüyorum; yanındakilerin omuzları üzerinden bize bakan arkadaşımın çaresiz bakışları ile karşılaşıyorum o anda. sanki –lütfen bir an önce onu buradan uzaklaştır- der gibi bakıyor bana.

O dakikada yüreğime nefrete benzer soğuk bir duygu çörekleniyor sanki.

Bu isteneni yapmaktaki gönülsüzlüğümdenmidir nedir, dışarıdaki soğuk ve yağışlı hava geliyor aklıma , yollar kar çamur içerisinde diye düşünüyorum.

Kadın sanki bu defa da benim ne düşündüğümü anlamış gibi –telaşlanma çok uzağa gidecek değilim- diyor.

Yol boyunca kadın sessizce yürüyor hiç bir şey söylemeden.Ben de onun ne soracağının merakı içerisinde hiç konuşmadan sessizce eşlik ediyorum ona. Fakat kadın sonradan düşünüp pişmanmı oldu nedir tek kelime konuşmuyor ve bu şekilde hiç konuşmadan evine kadar geliyoruz.

Kadın kapıda teşekkür etmek için elini uzatıyor. –Lütfen beni bağışla- diyor.

–arkadaşını…- kadın sözlerini tamamlayamıyor.Kelimeler boğazına düğümlenmişçesine bir süre öylece sessiz kalıyor ve bir an önce uzaklaşmak ister gibi hızla arkasını dönüp gidiyor.

Ben ne yapacağını bilmez bir halde öylece kalakaldım bir süre. bu arada da bütün bu sorunların nedeni olan arkadaşıma öfke duyuyorum içimden.

Yüreğimde büyük bir sıkıntıyla eve dönüyorum.Arkadaşımın eşi gözlerimin önüne geliyor bir an ellerine bakışını anımsıyorum,daha sonra diğer genç kadının yüzündeki üzüntüyü,yüreğinden gözlerine yansıyan özlemi düşünüyorum yol boyunca.

Eve döndükten bir saat kadar sonra arkadaşım telefon etti.

- [yasak]ürdünmü - ? diyerek sordu hemen.sesinden anlıyorumki eşinden habersiz gizli konuşuyor şu an.

Sesimdeki kırgınlığı farkeden arkadaşım sesini daha da alçaltıyor ve – yarın sana her şeyi anlatırım – diyerek sözü uzatmadan telefonu kapatıyor.

Ertesi gün o bana geldi.

Gözlerinin altındaki morluklardan bütün gece uyumadığı anlaşılıyordu.Bir süre hiç bir şey söylemeden elindeki tütünü ufalayıp oturdu öylece.Kendisine doldurduğum çay'a dokunmadı bile.

-Doğrudur,o benim sevgilimdir- diyor arkadaşım başını yerden kaldırmaksızın önüne bakarak.Sonra ekliyor – hayır , düzeltiyorum o yüreğimdeki sevgilidir. Bu ikisi aynı şey değil-

Gücün,yiğitliğin ve dürüstlüğün timsali gibi yaşamış olan arkadaşım büyük bir suçluluk içerisinde şu an sanki cezasını bekleyen bir çocuk gibi sessizce başı önünde susuyor yeniden.

Sonra derinden iç geçirerek devam ediyor konuşmağa – insanlar kimbilir neler söylüyorlardır hakkımızda – ama emin ol yatağının kenarına dahi oturmuş değilim bu güne kadar. Hem toy bir delikanlı gibi bir kadının peşine düşüp düşmeyeceğimi sen bilmiyormusun ?-

-Biliyorum,zaten bu yüzden şaşkınlık içerisindeyim ya –

-O kendisi bana geldi.Eğitimlerini verdiği ve çok sevdiği öğrencilerini benimle tanıştırmak istedi ben de kıramadım onu.

Sen de biliyorsun benim çocukları ne kadar sevdiğimi,bütün hayatım çocuk özlemi içerisinde geçti gitti bunuda en iyi sen biliyorsun.

Sefalet içerisindeki çocukluğumun bütün yazdıklarımda belirgin olarak öne çıkmasının nedenide budur.

Ve kitaplarımda anlattığım bu sefalet içerisindeki çocuğa geldi o kadın.

Sanırım anladın ne demek istediğimi.

İşte o çocuklara gittiğimiz akşam tanıdım bu kadını ve tanıdıkça da ne kadar iyi ve ne kadar mükemmel bir insan olduğunu farkettim. Ne yalan söyleyeyim o an bu kadından bir çocuğum olması için canımı bile verebilirdim.

Bu düşüncelerimden sonradan utanç duyacağımı bildiğim halde o an yinede bu şekilde düşündüm ve bunu çok istedim. Fakat kendime hakim oldum ve bu aklımdan geçenlerin hiç birini ona hissettirmedim.

Daha sonraki günlerde arada bir görüşür olmuştuk, bazanda görüşmek için nedenler yaratıyorduk belkide.Dostluğumuz ilerledikçe kadın da bana yakınlaşmış ve sırlarını özel yaşamını anlatacak kadar güvenmeye başlamıştı.Sanırım beni bir dost bir arkadaş gibi görüyordu.Belki de beni bir baba gibi görüyor diye düşünüyordum zaman zaman fakat aramızda o kadar büyük bir yaş farkı da yoktu.

O beni böyle görürken ben onun hakkında nasıl başka şekilde düşünüyorum diye kendimi ayıplıyordum bazan.Bir kaç kez geçmişine dair bir şeyler sormak istedim fakat onu incitebileceğimi düşünerek çekindim.Sonunda bir gün kendisi anlattı geçmişini.

Birisiyle evliymiş fakat kocası çocuk istemediği için, bu mesele zamanla aralarında aşılamaz bir sorun haline gelmiş ve ayrılmışlar. Öylesine huzursuzlanmış ve öylesine umutlanmıştımki o zaman anlatamam sana.

Tabii ben de ona hayatımı anlattım,çok özel duygularımı,acılarımı,özlemlerimi… hepsini anlattım işte.

O kadar benziyordukki birbirimize. Fakat aramızda tek fark vardı : Benim eşimin çocuğu olmamıştı.Allahtan gelen bu şey için ben eşimi silip atamazdım elbette,yinede yüreğimdeki çocuk özlemi beni eritip bitiriyordu işte.

Onun eşi ise çocuk istemediği için kadın bir çocuk sahibi olamamıştı ve aynı özlemle o da yanıp tutuşuyordu.Bizi birbirimize yakınlaştıran buydu aslında.

Ben eşim hakkındaki düşüncelerimi ona anlattığımda o an onun yüzüneki ifadeyi görmeni isterdim.Sanırım ilk defa o kadının beni sevdiğini o zaman hissettim .

Ne yalan söyleyeyim bu kadar çok istediğim şeyin olması ihtimali belirince beni bir korku aldı. Sanırım çok istediğin bir şeye ulaşman mümkün olduğunda ayağına gelen fırsatı nasıl değerlendireceğini bilmediğin anlar oluyor yaşamda.

Benim işim çok daha zordu tabii.

Benim mutluluğum başkasının mutsuzluğuna neden olacaktı ve ben bu duruma nasıl katlanabileceğimi bilmiyordum doğrusu.

Günlerce düşündüm ve tek bir çözüm yolu bulabildim.İşin içerisine yalan ve ihanet girmeksizin eşimle açık açık konuşup ayrılmak için izin istemeye karar verdim.Fakat hiç bir şey çıkmadı bundan.

-kendimi öldürürüm,seni rezil ederim – gibi sözlerle tehdit etti beni ve ben de ürktüm itibarımın iki paralık olmasından ve o kadını çok sevdiğim halde ilişkimi kestim.

Arkadaşımla bu konuşmayı yaptıktan sonra çok fazla bir zaman geçmemiştiki eşi öldü.

Cenazede –hasta olduğundan hiç bahsetmemiştin- diyerek laf dokundurdum arkadaşıma.

-Bana söylediğinimi sanıyorsun,onca sıkıntı ve acı çekmesine rağmen benden gizledi.Hiç olmazsa doktor,ilaç ne gerekiyorsa bir çare arardık fakat benden bile gizledi,güçlü ve sağlıklı görünmek için her şeyi yapardı zaten öyle ilginç bir huyu vardı – diyerek cevapladı beni.

Aradan bir iki yıl geçtikten sonra akrabalarının ısrarı ile arkadaşıma yeniden evlenmesi için öneri [yasak]ürmekle görevlendirildim.Ben de eski günlerini ve bir sevdiği olduğunu hatırlatarak bunu ona söyledim ve o kadar özlemiyle yanıp tutuştuğu çocuk için yeniden evlenmesi gerektiğine ikna etmeye çalıştım.

-Artık o iş olmaz diye yanıtladı beni arkadaşım.

Sağlığında ona yalvardığımda izin verseydi,ayrılmayı kabul etseydi belki bir çocuğum olacaktı fakat artık olmaz.

Derince bir ah çekerek devam etti sözlerine : Atın en azgını bile bir ölünün üstünden atlamaz bunu nasıl unutursun ?

Setanay'ın Kumaş Dokuması ( Mitolojik )

Setanay'ın Kumaş Dokuması ( Mitolojik )

Çok çok eski çağlarda
Heniz ne pamuk var ne de ipek
Yün ve ketenden başka bilinen birşey yoktu..
Dokuma ve dikiş işi henuz yapılmıyordu.
Yeryüzünde henüz görülmemiş,
İnsanlığın bilmediği
Pamuk ve ipekten öte
Yünü ve keteni bilmeyenlerde vardı,
İpliği ve dokumayı ilk kez bulan,
Tanrıça ARIŞNA`dan sonra
Bu sanatın öncüsü
Nart Annesi Seteniya idi.
Yün attırıp iplik eğirerek,
Örgü örüp dikiş dikerek,
Dokuma yapıp elbise biçerek,
Tığ kullanıp oyu işleyerek,
Hep Nart`ları donatırdı,
NART annesi Seteniya

Günlerden birgün yine keten dokuyacaktı
Keten bezleri gerek, Nart`lara giysi gerek,
Yüz Nart yigidi için
Nartların annesi Seteniya yine
Bin tutam teten lifini, kıvırıp soktu beline.
İğ olacak bir ağacı söküp kökünden çıkarttı,
Ayıklayıp dallarını, kabuğunu soyarak,
Dev birz iğ yapta kendine,
Koca bir kayayı söküp, baş parmağı ile delerek,
Devasa bir iğ başlığı elde etti..
Beline soktuğu tetenleri, eğirmeye koyuldu..
Güneş batı ufkundan yavaşça çekilerek,
Denizi boyadı kızıla,
Derken gölgeler uzayıp, karıştı karanlığa.
Bitirdi işini katlayıp koydu bir yana.
Ertesi gün erkenden dokuduğu topları,
Su başına taşıdı..
Kumaşları Kuban`da yıkayarak parlattı.
Ve sonra güneşe serip
Yüz Nart için dokunan top top kumaşları
Kurumaya bıraktı.

Janserey Nine

Janserey Nine


Yaşlı Janserey un ambarının önünde işini bitirdi, örtüye dökülen unları eli ile toplayarak hamur teknesine döktü , üstünü başını çırparak kalktı.Beli sızlıyordu, dayanamıyordu işe, yorgunluğa, "ahh.. tekne tekne hamur, dokuz köye lokum pişirdim , nerede, tek başıma yiyeceğim ekmeğimi yapamıyorum artık.."
Söylenerek kalktı, tekneyi ocağa yaklaştırdı, mayalık hamurun kabukları çatlak çatlak omuştu.Sıcak suda ezdi, hamura katarak yoğurdu, yoğurdu. Yaşlılığın, bitkinliğin, güçsüzlüğün hıncını hamurdan çıkarır gibi yoğurdu.Yumruğunun darbeleri altında çatır çatır sesler çıkararak işini bitirdi.TEkneyi kalın örtülere sarar demlenmeye bıraktı...
Hey gidi günler, gençliğini anımsadı Janserey..Bu eve ondokuzunda gelin gelmişti.Kaynana,görümce, elti, yığınla çoluk çocuk, bir güne bir gün."ıhh.."dememişti, gelin olmanın gereğini ve de görevlerini yerine getirmişti. Bir günden bir güne kaç çatmamış, kimseye saygısızca davranmamıştı.Kocası Mirzabeç ile mutlu yaşamıştı.Aradan yollar geçmişti, Mısır, Fizan, seferberlik, Yunan Savaşı derken kötü yazgı kocasını alıp [yasak]ürmüştü.Nerede idi?Hangi dağda, hangi derede kalmıştı Mirzabeç..?Mezarı biele belli değildi.Subeden köye kağıdı gelince taş basmıştı bağrına, gözyaşını göstermemişti llere, rezil olmak vardı ele güne karşı.."Janserey gelin unutmuş geleneği, göreneği" dedirtmemişti. Aylar yıllar geçmişti acı dolu, biricik oğlu Halit'e bağlamıştı tüm umudunu..Üstüne titreyerek büyüttü yavrusunu.Hem de evlendirmişti, Kabertey'in en güzel kızı ile, derken gelin odasında, kendisi ocak başında kala kalmıştı.Yavrusu askere çağrılmış, uçup gitmişti. Aylarca mektup bekledi Janserey, Sevgili gelini Fatimet'e analık babalık etti..Gözlerinden buruşuk yanaklarına süzülen gözyaşlarını yazmasının ucu ile silerek gözlerini kuruladı.Hamur kabarana dek komşu PAgue ile dertleşmek için dışarıya çıktı. Bahçe kapısını açarak seslendi, sırtını duvara vererek güneşe karşı yere çöktü..
Düşünüyordu Janserey, oğlunun kara haberinin glişini..Mardin mi? Cizre mi..? HEr ne ise o yıkılası yerden..Jandarma oğlunun kaçakçı kırşunu ile vuruluş haberinin gelişini..."Yaşayamam, ölürüm" demişti, de saçını başını yolmuştu, dögünmüştü günlerce, ölürüm demiştide Azrail uğramamıştı. Yaşıyordu işte sürünerek acı içerisinde...Kendisi dururken güel gelini Rara topraklar girmişti.Hemde topaç gibi bir oğlan doğururken, Janserey'e torunu ile birlikte yeni bir güç yeni bir can gelmişti.Didindi, çalıştı, ortak orak oldu, sabah oldu nasırlı elleri tarlada, öksüzünü büyüttü üzerine titreyerek. Akşam olup bacalardan ince gümüş dumanlar tüttüğünde, buzağı, inek acı acı çağrışarak köye dönende, koyu gölgeler altında yitip uzaklaşan Hınzır Dağlarına bakarak oturdu eşikte.Bu saatlerde içini buruk bir keder kaplar, otururdu böylece.Mirzabeç'i Fatimet'i, sevgili Halit'i düşünürdü saatlerce, lambasını yakmak, ocağını ateşlemek, yaşamak, nefes almak sızlatırdı sanki Mirzabeç'in, oğlunun, ceyla gözlü Fatimet'in ruhunu..ürperirdi, pişman olurdu bu tür uğursuz düşüncelre dalmaktan.
"Tövbe Allahım.Tövbe, koç gibi torunum, Ahmet'im yaşıyorya..tövbe tövbe, kör şeytan git başımdan.."Tüm kütülükleri atarmış gibi silkelerdi eteklerini, kötü düşüncelerin, tehlikelerin torunundan uzak olması için üç defa tükürür, ocxağını tüttürmeye koşardı.
Zorluklarla, yokluklarla acılarla yılar geçti, Ahmet büyüdü.Köy okulunuda bitirmişti artık.Gezici başöğretmenin yardımı ile Pazarören Köy Enstitüsüne gönderilmişti.Ahmet'ten uzak kalmak, Janserey'i iyice çökertmişti.ama yeni bir umutla yaşıyordu şimdi, oğlu öğretmen olacak, dönecek, kendi köyünün çocuklarına ışık tutacaktı.Tüm sıkıntılar o zman bitecekti. Torunundan gelen mektupları defalarca okutur, kalbine basar, doya doya ağlardı.
Komşu PAgue'nin ayak sesleri ile düşüncelerinden ayrıldı.Pague elinde tuttuğu mektubu Janserey'e uzatarak konuştu:
"-Gözünüzaydın, Ahmet'in mektubu, bizim oğlan pulluk demiri kaynatmaya gitmişti.Aziye'ye postacı vermiş, hemen şimdi getirdi.."
"Sağol PAgue, bana dünyaları bağışladın.Bugün sıkıntım fazla idi, getiren [yasak]üren dert görmesin, Allah ağzının tadını bozmasın.."
PAgue kapının önünde tozlarının silkeleyen oğluna seslendi, "Hadi, Mahmut çabul gel, Janserey Nineyi daha fazla merakta bırakma, oku şunu."
Mahmut kelimelerin üzerinde dura dura ağır ağır okudu.Janserey tüm varlığını bu ses vererek dinliyordu.Ahmet okulunun bittğini müjdeliyordu ninesine..Bir aylık uygulama kursu vardı.Daha sonra dönüp gelecekti köyüne, ninesinden hiç ayrılmayacaktı artık..Janserey yönünü kıbleye çevirerek ellerini havaya kaldırdı.TEmiz duygularla yakardı tanrıya.Bugünleri görmüştü, artık ölsede gam yemezdi.. Komşusuna dönerek haykırır gibi konuşmaya başladı.
"Kuzum Pague, mutluyum, yaradana şükran borçluyum.Hadi gel ocağı yakalım, ekmeklik hamur hazırlamıştım.Kuralım şüeni(1) ateşe, lokum pişirelim, yesin çoluk çocuk, yoldan geçen yolcu, Ahmet'im geliyor, duysun tüm dünya..Janserey yaşıyor ölmedi, duysun kurt, kuş, yıldızlar, yer gök, bin yıllık Janserey yaşıyor, Tanrım sana bin şükür, hey komşular, sevgili komşular..Duyun..Ahmet'im büyüdü, erkek oldu, okudu öğretmen oldu..Dönüyor, köyyünün çocuklarına iyilik öğretecek, bilgi dağıtacak, ASiyet gelin, PAgue, Mahmut oğlum..Bana yardım edin, büyük fıçıyı çıkarıp Baksime(2) kuracagım.Düğün yapacağım, koçlar kurban edeceğim..Duyun , duyun..
Yaşlı kadının sesi Hınzır Dağlarının arkasına inen güneşle birlikte yavaş yavaş kısılıp duyulmaz oldu.Kendisinden geçip yere yığıldı kaldı...Komşular taşıyıp yatağına yatırdılar.İğneci Mehmet koşup geldi, nabzını yokladı, "sevinçten bayıldı ihtiyarcık..." dedi.Kolonya koklatıp alnını, bileklerini ovdular, yaşlı kadın yavaş yavaş kendine geliyordu.Uzaktan köye dönen ineklerin yavruları için bağırdığı duyuluyordu.Pague kadın Janserey'in yanında kaldıi herkes evine döndü...
Bir süre sonra gözlerini açan Janserey, akşamki çoşkudan uzak, komşusu PAgue'ye yavaşça seslendi: "Haydi Pague sende git, bak iyiyim, biraz dinlenince hiç bir şey kalmaz, yaşlı kalbim artık dayanamıyor sevince, üzüntüye..Biraz sonra kalkarım." PAgue direndi, dönmedi evine, Janserey'i bekledi gece yarısına kadar, oturduğu yerde dalıp gitmişti.Kendine geldiğinde Janserey ona gülümsüyor gibi bakıyordu.Yavaş kalkıp yatağa yaklaştı, elini tuttu.Çoktan soğumuştu ninecik, diüer eli ile kalbine bastırdığı Ahmet'in mektubu gözyaşları ile ıslanmıştı.
Yağmurlu bir günde gömdüler onu.Köyün imamı, kalbine bastırdığı mektupla gömülsün istemişti...Kavuşamadığı torununun yazısı kalbinin üzerinde kalsın.."Gök delinmişti sanki, delinmiştide, Janserey'in yazgısına torununa duyduğu özleme ağlıyor gibiydi...


1-Tutamağından zincire asılan bir çeşit tencere
2-Cerkes içkisi

Özdemir ÖZBAY

Nart Badınokue Ve Gökkuşağı

Nart Badınokue Ve Gökkuşağı


Bir gün Nart Badınokue hayvanlarını otlatırken bir Çerkes Prensi(Pşı)’nin tarlasına zarar verir.Pşı büyük bir öfkeye kapılır.

-“Nasıl korkmaz bir çoban parçası, bana zarar verebilir?”

olay büyür,Nart kurultayı toplanır. Nart Badınokueden olayı anlatmasını isterler.Nart Badınokue şöyle konuşur.

-“Yağmur sonrası idi, önümde rengarenk bir gökkuşağı belirdi, ona daldım, bakıp seyrederken bir ses duydum, bana sesleniyordu.Sesen yerine vardım Adıyukh yere çakılmış duruyordu.Bir yandanda debeleniyordu.Ne oldu, derdin ne? diye sordum şu cevabı verdi.”Yüzüğümün kaşını temizleyip yağmur sonrası yüzüğümün kaşı ile ışıklar saçarak eğleniyordum.Karşı yamaçta yaşayan aç gözlü pşının kızı yüzüğümle yaptığım gökkuşağının bir ucunu yakalayarak kendi kazanlarına kulp olarak taktı.Onun için toprağa çakılmış gibi ayrılamıyorum.Yüzüğümü de kurtaramıyorum dedi.Bunun üzerine gökkuşağına kemendimi takıp çektim, yeri göğü sarsan dev kazanın gürültüsünden ürkün hayvanlarım Prens’in arazisine girdi, suçlu olan Prens ve kızıdır.Zira bu gökkuşağını çalmak için kızını öğütleyen Prens’tir.

Yaşlı Pşı bunu kabullenemez:

-“Yalan söylüyor, koca kazana nasıl bir ışık kulp ile kaldırabilirmiş, inanmayın”

Topluca olay yerine giderler, Adıyukh’un yüzüğünden yansıyan ışıkların Prens’in ordusunu doyurmak için kullandığı kazana çivilinmiş ve kulp yapılmış olduğunu görürler.Badınokueye –“Haydi kaldır” derler.

Badınokue kemendinin bir ucuna bir çapa takıp dağların sivri kayalıklarına fırlatıp tutturur, ucunu gökkuşağına bağlayacak şekilde tutturup düğümler.Kemendi çekip kazanı yerinden oynatır.Havaya kaldırır.Kazanın elden gittiğini gören cimri Pşı bağırarak kazanın altına gelir.Kazanın ağırlığına dayanamayan kement kopunca Pşı kazanın altında kalır ve ölür.Destanlarda Prenslerin son buluşunu böyle anlatırlar.



Anlatan K`unip`at Kadir Uzunyaylanın Kazancık(Başılbey) köyünde Yısmeyl Özdemir tarafından derlenmiştir.